Osmanlı imparatorluğu zamanındaki sınırları, başı Arnavutluk ayağı ise Hindistan’a kadar uzanan bir dönemde, farklı bir din, dil, ırk ve kültüre sahip insanların bir arada yaşamaya ve özgürleşmeye çalışan topraklara karşı padişahın, imparatorluğun tutumunu görüyoruz.
Paşaların yükselme hırsları, yolda kesik başlarla gösteri yapıp kendine para kazandıran devlet memuru, cinsel sıkıntılar, kellelerin sergilenmesi ve o İbret Taşı,nın hiç boş kalmaması...
Yazardan okuduğum ilk kitaptı. Tarihi yönden beklentim yüksekti fakat beklediğim gibi olmadı açıkçası hâyâl kırıklığına uğradım. İlk başlarda çok sıkıcı bir kitaptı, belli bir bölümden sonra akıcı olmaya başladı. Akıcı olmakla beraber, hikaye ilerledikçe yarı fantastik, yarı tarihi bir romana dönüştü. Beklentim Osmanlı Devleti’ni yermesi yönünde olduğundan dolayı pek de şaşırmadım. Yazar ayrıca da tarihi birebir anlatma kaygısı taşımamış. Doğru dürüst bir kurgu da yok diyebilirim. .
Bunların yanı sıra, olumlu yönleri de vardı elbet benim açımdan. Yazarın sıradan hiç bir cümlesi yoktu diyebilirim, aslında usta bir yazar ile karşı karşıyaydık. Düşünülmeden, kafa yorulmadan yazılmış hiç bir cümle yoktu kitapta.
İnsanın kendi diline, kültürüne sahip çıkması, bunun için de kaygı duyması takdir edilesi bir davranış. .
Son olarak; yazarın dünyadaki ününün politik değil de hak ettiği bir ün olduğu da açık.