R. I. Page’in İskandinav Mitleri adlı kitabı, İskandinav mitolojisini hem öyküleyici hem de eleştirel bir bakışla ele alan kısa ama yoğun bir çalışmadır. Kitapta tanrıların, kahramanların ve mitolojik varlıkların hikâyeleri aktarılırken, bu anlatıların tarihsel bağlamı ve kaynakları da tartışılır. Page’in en önemli katkısı, okura yalnızca mitleri sunmakla kalmayıp, bu mitlerin nasıl ve hangi koşullarda günümüze ulaştığını göstermesidir.
Kitapta önce evrenin yaratılışı anlatılır. Ginnungagap adlı uçsuz bucaksız boşluktan, ateş ve buz diyarlarının çarpışmasından doğan Ymir ve ardından onun bedeninden şekillenen dünya, mitolojinin kozmolojik çerçevesini oluşturur. Yggdrasil adı verilen dünya ağacı, tanrıların, devlerin, ölülerin ve insanların yaşadığı diyarları birbirine bağlayan kutsal bir merkezdir. Bu kozmolojinin içinde Odin, Thor, Loki, Freyja ve diğer tanrılar hem güçlü hem de zayıf yönleriyle karşımıza çıkar. Tanrıların ölümlü olması, onların insanlara yakın, kırılgan ve trajik bir niteliğe sahip olmasını sağlar.
Page, sadece tanrıların değil, kahramanların ve canavarların da mitolojideki yerini aktarır. Sigurd’un Fafnir adlı ejderhayı öldürmesi, Baldur’un ölümü ya da devlerle tanrıların bitmek bilmeyen mücadeleleri, Viking dünyasının değerlerini ve korkularını yansıtır. Ancak bu hikâyelerin aktarıldığı şeklin, her zaman orijinal pagan anlatılara bire bir denk düşmediğini özellikle vurgular.
Bu noktada Snorri Sturluson’un rolü önem kazanır. İzlandalı yazar Snorri, 13. yüzyılda Edda’ları kaleme alarak İskandinav mitlerinin en önemli derleyicisi olmuştur. Fakat Snorri’nin bir Hristiyan olduğunu hatırlamak gerekir. Page’e göre, Snorri’nin eserleri mitleri korumuş olmakla birlikte, onları Hristiyan bir gözle yeniden yorumlamış olabilir. Örneğin Ragnarök, dünyanın