Bu oldukça uzun ve bir o kadar da hastalıklı bir ilişkinin hikâyesidir. Öncelikle birkaç kamu spotu girmek istiyorum çünkü hiçbir akıllının böylesine bir kitabı örnek aldığını duymaya dayanamam, ülkede manyak çok zaten .
İlk uyarı erkeklere gelsin. Bakın, bu konuda ciddiyim; sonra yediğiniz halt ortaya çıktığında ve karşı taraftan misilleme aldığınızda ağlıyorsunuz: Hiçbir koşulda sevgililerinizi ya da eşlerinizi aldatmayın. Verdiğiniz sözlerin arkasında durun ve bir taraflarınıza sahip çıkın. Bedeninizin alt takımlarıyla değil, aklınızla hareket edin. Bir kadını kızdırmak hayatınızdaki en büyük yanlış olabilir.
Bu da kadın kesmine kamu spotumdur: İhanet, yaşayabileceğiniz en kötü şeylerden biri, bunu biliyorum. Öyle bir durum yaşadığınızda öfkeli olmakta sonuna kadar haklısınız, hatta ufak bir intikam almanızda bile sorun yok. Ama ne demişler: “Azı karar, çoğu zarar.” Yani abartmayın, mevzu bahis intikam olduğunda bile ipin ucunu kaçırmayın. Sonunda kendiniz de dâhil bir ya da birden fazla hayatı karartacak eylemlerden kaçının. Siz Amy değilsiniz, paçayı kurtarmak gerçek hayatta o kadar da kolay değil ne yazık ki. Bunu sakın ola unutmayın.
Şimdi de gelelim kitabın konusuna;
Amy ve Nick Dunne çifti beş yıldır evlidirler ve kadın tam da evlilik yıl dönümlerinde şüpheli bir şekilde ortadan kaybolur. Evdeki boğuşma sahnesi, silinen kan izleri, günlükten tutun hayat sigortasına ve yapılan abartılı harcamalara kadar uzanan çeşitli ipuçları, çift arasındaki şaibeli yıl dönümü oyunu ve kocanın duygusuz tavırları derken kısa sürede ibre tersine döner ve tüm suçlamalar Nick’in üzerine yoğunlaşır. Akıllarda ise hep aynı sorular vardır: Amy Elliot Dunne nerede? Hayatta mı, yoksa çoktan öldürüldü mü?
Yani kitabı şöyle topluca, başından sonuna kadar değerlendirecek olursam “eh