Bir şeylerin ayaklar altında çiğnenip yok edilmek üzere olduğunu korkudan çok tiksintiyle, iğrenerek yaşay acaktı günlerce. Bütün o dayaktan sonra, sanki hiç bir şey olmamış gibi, uymak zorunda olduğu kuralları gündelik, olağan bir sesle anlatan dayakçıları dinleyecek, duyduğu bulantı büyüyecekti .
Duygulanmamak gerektiğini geç de olsa anlamıştı. Bu dört duvar arasında en büyük düşmanının duygu olduğunu çok iyi biliyordu artık; ama onsuz, duygusuz kalmayı başaramamıştı daha.