Dünyanın o sert, nasırlı ve acımasız gerçekliğine karşı yapılabilecek en zarif başkaldırı, belki de bir çocuğun hayallerinden kanat yapıp uçmaya yeltenmektir. Karton Kanatlı Melekler, ismindeki o trajik ve kırılgan estetikle bizi hemen kalbimizden yakalar. Karton; sıradan, atılmaya mahkûm ve dayanıksızdır. Kanat ise özgürlüğün ve yükselişin sembolüdür. Bu iki zıt kavramın birleşimi, kitabın ruhunu özetler: İmkânsızlıklar içinde var edilen o muazzam mucize.
Bu eser, hayatın kıyısında köşesinde kalmış, kanatları ıslanmış ama uçma sevdasından asla vazgeçmemiş ruhların hikayesidir. Yazar, sokakların o isli kokusunu, yetim kalmış düşlerin sızısını ve bir karton kutunun içine koca bir evren sığdıran o çocuksu saflığı bir nakış gibi işler. Okurken hissedilen o yoğun duygu, bir meleğin gölgesine sığınmak değil; o meleğin kartondan kanatlarının her an yırtılabileceği endişesiyle onu koruma arzusuyla dolmaktır. Edebiyat burada bir oyun arkadaşına dönüşür; bize en büyük trajedilerin bile hayal gücünün o simli tozuyla nasıl katlanılır kılındığını gösterir.
Kitabın dili, bir kağıt kesiği gibi incedir ama derine işler. Cümleler sanki bir çocuğun boya kalemleriyle çizilmiş gibi renkli, fakat o renklerin ardında büyüklerin dünyasına ait gri bir gölge saklıdır. Yazar, yoksulluğu veya yalnızlığı bir ajitasyon nesnesi olarak değil, bir "onur nişanı" gibi sunar. "Karton Kanatlı Melekler", bize gökyüzüne çıkmak için altın kanatlara ihtiyacımız olmadığını, asıl uçuşun kalpteki o saf niyetle başladığını hatırlatır. O melekler aramızda dolaşır; bazen bir çöp konteynerinin yanında, bazen bir hastane koridorunda, bazen de kendi içimizdeki o hiç büyümeyen çocuğun hayallerinde...
Sayfalar tükendiğinde, parmaklarınızın ucunda kağıt kokusuyla karışık bir hüzün kalır. Ama bu hüzün, insanı yere