Yarı Türk, yarı Alman olman S. T. Ashman, bir psikoterapist olarak ceza adaleti sistemini araştıran bir yazar ve bu rol ona hem güzel hem de karanlık yanları olan insan ruhu hakkında benzersiz bir içgörü sunuyor. Çocukluğunu İzmir’de geçirmiş olmasına ne demeli, çok ponçik değil mi?
Leah, sahnede büyüleyici bir piyanist. İzleyenleri hipnotize eden bir yıldız. Ama karanlıkta, bambaşka bir rolü var: Avcı. Adaletin dokunamadığı canavarları tek tek avlayan bir gölge. Soğukkanlı, güzel, zeki ve ölümcül. Ancak son hedefi, Leah’nın geçmişindeki tehlikeli bir sırrı ortaya çıkarıyor. Şimdi iki tehdidin arasında sıkışmış durumda: Onu ortaya çıkarmaya kararlı FBI ajanı Liam ve Leah’yı sadece bir av değil, ele geçirilmesi gereken bir ödül olarak gören sadist bir seri katil. Leah, yakalanmamak için her hamlesini kusursuzca planlasa da Liam kolayca alt edebileceği biri değil.
Bu türde karşıma ne çıkarsa çıksın şaşırmam artık derken bir yaşıma daha girmiş bulunmaktayım. Seri katilleri avlayan bir seri katil mi, vay canına neden olmasın. Buna bir de polisin iş birliğini ekleyelim, tam bir sürek avı eh daha ne olsun. Dolayısıyla kitap, alışılagelmişin dışında kurgusu ve karakterlerin dinamizmi ile benzerlerinden burun farkıyla ayrılmayı başarıyor. Biraz da alt notlarındaki feminite vurguları hoşuma gitmedi dersem yalan olur. Verilmek istenen genel mesajı da sevdim. Dünyanın var olan adalet anlayışına karşı liberal bir manifesto. Tatlı tatlı, yerli yerinde, derli toplu güzel bir iş okudum. Serinin devamını merakla bekliyorum.
Not: Yazarın oldukça yüksek puanlı IKK (Dark Crime) suç dizi serisi toplamda üç kitap ve okuma sıralaması şöyle;
* Katillere Ölüm
* Katilleri Öldürüyoruz
* Son Ölüm
♧
.