Sevgili Ursula Poznanski, bu kitap nedir?
Gerçekten… diyecek bir şey bulamıyorum. Beni ancak Erebos’tan sonra bu kitabı okuyan bir insan anlayabilir. Eşekten düşeni eşekten düşer anlar misali.
Kitabın ilk sayfalarını okuduğumda dedim ki, “wow, bu da nesi!”
Ama sonra *iç çekiş* her şey değişti.
Dorian uyanıyor, yanında ölü bir adam, kan göletinin üzerinde duran kendi çakısı, ama adamı öldürdüğünü hiçbir şekilde hatırlamıyor, sonra bir adam geliyor, şok olmuş halde, “kazaydı, ilk o sana saldırdı, sen kendini korumaya çalıştın, sana yardım edeceğim,” diyor. Dorian o anın korkusuyla kabul ediyor ama siz içten içe, “bu işte bir bit yeniği var,” diyorsunuz. Adam Dorian’ı bir villaya götürüyor ve villa da her şey var: kıyafetler, yatacak yer, yemek, her şey. Karşılığında ise sadece belli yerlerde broşür dağıtmaları isteniyor. Dorian bunu garip bulsa da tüm bu şeylerin karşılığında broşür dağıtmak onu çokta gocundurmuyor. Ayrıca orada Stella adında bir kızla tanışıyor ve geri kalan şeyleri pek önemsemiyor.
Sonra bir gün, Dorian’a daha farklı bir teklifle geliyorlar. Ona verdikleri bir paketi söyledikleri kişiye, hiçbir şekilde konuşmadan ve sadece o kişiye olmak koşuluyla bırakmaları isteniyor. Ama paketi ne olursa olsun teslim etmesi gerekiyor. Birkaç seferde şansı yaver gidiyor ve paketi teslim ediyor. Ancak bir gün, işler pek yolunda gitmiyor ve paket, Dorian’ın elinde kalıyor.
Dorian’ı almaya gelmiyorlar. Ve Dorian da geri dönemez çünkü onları getirip götürürken karanlıkta, yolları görmeden gidiyorlar. Yani villaya nasıl gideceğini bilmiyor.
Zaman geçiyor. Sonra merakına yenil düşüp paketi açtığında ise, kovalamaca başlıyor.
Villaya adımını attığı andan kitabın son birkaç sayfasına kadar kitap o kadaaaaar sıkıcıydı ki, spoi verip bu kitabı okumanıza engel olmak