Orta Amerika diktatörlüklerinden birinde siyasi sebeple hapse atılan ve işkenceler sonrası kürek mahkumluğunda 5. yılını dolduran Aristide Ungria’nın hikayesi bu. Ve sahibinin emri dolayısıyla mahkuma nefes aldırmadan onu izleyen köpeğin…
Başarılı bir akademisyenken diktatör Devlet Başkanı Abigail Anaya’nın artık dizginlenemez noktaya gelen faşist gücüne karşı direnişe soyunan bir entellektüel Aristide. Geride bıraktığı yaşamını ve sevgilisini özleyen, pislik ve işkence içinde geçen hayata zor katlanabilen bu orta yaşlarındaki adam, tesadüfen bulduğu bir fırsatı değerlendirip hapishaneden kaçmayı başarıyor. Artık başına gelebilecek en kötü şeyin yakalanması olduğunun farkında; öyle ki bu uğurda karşısına çıkabilecek bütün engelleri de cesaretle aşabilecek güçte. Biri hariç: Kaçarken vurduğu gardiyanın köpeği, kendine verilen “öldür” emrini yerine getirmeye şartlı ve Aristide bu vazgeçmemeye programlı tehlikeyle nasıl başa çıkabileceğini bilmiyor.
Günler boyunca Aristide kaçıyor, köpek kovalıyor. Figueroa bu ikili arasındaki günden güne değişen ilişkiyi, kah kahramanının, kah köpeğin dilinden akıcı şekilde aktarıyor. Aristide’nin strateji yeteneğini ve kurnazlığını, köpek insan üstü duyuları ve kaba gücüyle alt ediyor. Mantıksız bir kaçma-kovalamaca bu; peşindeki kendisi gibi bir insan olsa bir yolunu bulur, konuşur, ikna eder, tehdit eder, özgürlüğüne ulaşmayı bir şekilde başarırdı Aristide. Ancak sahibinin emrini dinlemeye programlanmış aptal bir köpek olunca karşısındaki, ne yapsın?
Faşizmin düşünmeden, sadece emirleri izlemeye programlanmış insan gücünü simgeliyor köpek. Bir şey bildiği yok; ne kovaladığı insanın suçlu olup olmadığını biliyor, ne de kendisine verilen emrin doğru olup olmadığını. Tek bildiği, kendisine verilen emri -sonunda ölüm bile olsa-
Siyasi suçtan mahkum olan ar'inin firarı sonucu amansız bir kaçış kovalamaca başlıyor. Ari'nin sıradışı bir düşmanı var. Bir köpek.... Eğlenceli, duygusal ve sıcak bir hikaye.
KöpekAlberto Vazquez-Figueroa · Can Sanat Yayınları · 198336 okunma
Eseri Viyana Budapeşte arasında okudum. Bir lokmalıktı diyebilirim ama konusu işleyişi ve sonunu çok çok beğendim. Can yayınlarının 1995 li yıllara kadar yayımladığı yabancı eserler kuvvetli .
Eser güney Amerika'daki diktatöre karşı çıktığı için taş ocağına gönderilen,buradan kaçan mahkumla ,gardiyanı öldürdüğü için mahkumun peşinde intikam için koşan köpeğin hikayesi..
Alberto Vázquez-Figueroa, 1936'da Santa Cruz, Tennerife'de doğdu. 16 yaşına değin bütün çocukluğu Afrika'da geçti. 1957'de dalgıç ve 1959'da gazetecilik diploması aldı. Elli ülkeye seyahat eden ve seyahatleri üzerine dokuz kitap yazan gerçek bir göçebedir.
Kendi deyişiyle zamanı gelince terk edilmesi gereken gazeteciliği bırakana değin gazete. TV ve öteki kitle iletişim araçları için muhabirlik yaptı. Asya, Afrika ve Latin Amerika gezileri çalışmalarının biçimsel ve görsel yapısını oluşturur. Figueroa, "yazma"ya yüklediği anlamı şöyle ifade ediyor. "Conrad ve Melville'nin kendi zamanlarının maceralarını anlattığı gibi ben de kendi devrimin maceralarını yazmak istiyorum. Çünkü, asıl kalıcı olan bu. İfadenin kendisi sürmez ya da sona ermez, aksine zamanla değişir. Bir ispanyol açısından ise zamanın yanısıra ülke sınırlarıyla da değişir."
14 yaşında ilk romanını yazdı ve 18 yaşında yayımladı. Henüz 50'sinde bile değil ama ellinin üzerinde kitabı var. Bunlar Japonca, Lehçe, Almanca, İtalyanca ve Fransızca gibi çetişli dillere çevrildi. Başarısının şiddet ve cinsellik dışındaki anahtarının kendi istediğini yazması olduğunu söyleyen Figueroa, "Sadece zevk alıyorsan yazmalısın. Kimse benim ilk kitabımı yayımlamadı. O zamandan bu yana değişmedim; ilk kitaplarım son kitaplarımla aynı tarzda. Bir yazar her şeyle ilgilenmelidir" diyor.
Şu anda İspanyolca konuşulan ülkelerden en çok satan yazarlardandır. Yapıtlarının bazıları sinemaya da uyarlanmıştır. Yazarın "Köpek" isimli romanı 1983 yılında Can Yayınları tarafından yayımlanmıştır.