Sıradan olmayan şeyler hep dikkat çekicidir. Bunlar, yaşam tarzı, kültür, inanç vb. öğeler olabilir. Benim için de, kültür, inanç ve yaşam tarzı ile İran hep dikkat çekici olmuştur. Ve bu çekicilik sadece soru işaretlerinden ibaret kalmadı. Araştırma gereği duydum. Derken yolum Fars dili ve edebiyatı bölümüne kadar gitti. Ancak, çevremin İran'a olan ön yargısı vs. eğitimime devam etmeme engel oldu.
Engeller, öğrenme isteğime engel oldu mu, peki? Hayır. Yaşayarak/şahit olarak öğrenmek istediğim hayatı, kitaplardan öğrenerek sürdürmeye karar verdim.Ali Şeriati ile başladım bu sürece. Ancak O, kültür ve yaşam tarzından çok, geniş bir spektrumda inançları kaleme aldığı için, birçok soruma cevap bulamadım. Bana yaşam tarzları, günlük hayatlarında neler yaptıkları vs. lazımdı. Merak işte.
İran kültürünü edebiyata kazandıran bi yazar tanıdım ben de. Sadık Hidayet. Tanıdım tanımasına ama tanımaz olaydım. Hayata geldiğine pişman biriymiş meğer. Okudukça fark ediyor insan. Kitaplarında hep negatif enerji aldım. İntihar, uyuşturucu, -esrar olmazsa olmaz- ve karabasanlarla bogustum. Yüksek dozda siyanür alıp bir türlü ölmeyen "diri gömülen" mi dersin, sevdiği kadınların hep başka kişileri sevip onlara gitmesini mi dersin, düğün gününde pencereden atlayıp intihar eden abla mi dersin, her türlüsunden acılar mevcut.
Ama Hidayet'in eserlerinde (kitap ve piyeslerinde) hep şunu gördüm; kendi sevmediği, abes bulduğu değerleri, ustalıkla kotuleyebiliyor. Üstelik anlatımını çeşitli alanlarda uzman kişilerden aldığı alıntılarla zenginleştiriyor. Yine aynı şekilde, sevdiği, benimsediği değerleri, ustalıkla olumlayabiliyor. Yani kısacası, DÜŞÜNCESİNE SADIK biri.
Örneğin, İran'ın İslam ile alakasız Müslüman kesimini ele alıyor Hacı Aga eserinde. Her ne kadar, ikinci dünya savaşı dönem