Maç sırasında yaşanan terör saldırısı, kadının hayatında tarifsiz bir boşluk yarattı. Eşi ve oğlunu kaybettikten sonra, geride kalan tek şey acı ve çaresizlikti. Kadın, duygularını ifade edebilmek için Usama Bin Ladine’e mektuplar yazmaya başlıyor; bu mektuplar onun hem öfkesini hem de kaybının ağırlığını dökme çabasıydı. Özellikle oğlunu kaybettikten sonraki tavırları, bazı sahnelerde içler acısı bir şekilde yansıtılıyor. Örneğin, hastaneden sonra dışarı çıktığında, çevresindeki küçük çocukları kendi kaybettiği oğlu sanarak sarılması, derin bir anne acısını gözler önüne seriyordu. Bu duygular gerçekten dokunaklı ve yazarın kadının içsel buhranını anlatmadaki çabası takdir edilesi.
Buna rağmen, kitap genel anlamda beni tatmin etmedi. Özellikle kadının yaşadığı acıyı, çarpık ilişkiler ve bazı rahatsız edici sahneler gölgeliyor. Kadının kaybının ağırlığı yeterince derinlemesine işlenebilseydi belki puanım daha yüksek olabilirdi; fakat kitabın içindeki bazı ilişkiler ve olay örgüsü, kadının durumunu ve yaşadığı dramı ikinci plana itiyor. Kitap bana çok popüler bir kitle için yazılmış, yüzeysel bir eser gibi geldi. Olaylar, edebi bir derinlikten ziyade, basit ve herkesin yazabileceği tarzda işlenmiş gibi duruyor.
Ayrıca, kitapta anti-İslamcı bir bakış açısının belirgin şekilde yansıtılması beni rahatsız etti. Terör olaylarının tamamını İslam kültürü ile ilişkilendirmek, gerçekte çok daha karmaşık ve çok boyutlu bir konu olan terör olgusunu tek bir kültüre indirgemek anlamına geliyor. Bu yaklaşım, kadının yaşadığı dramı anlatan sahnelerin etkisini gölgeliyor ve okuru rahatsız ediyor. Evet, terör olayları tüm dünyada yıkıcı ve acı verici; fakat bunları sadece bir kültüre bağlamak haksız ve gereksiz bir önyargı yaratıyor.
Sonuç olarak, Kundakçı’nın temelinde dokunaklı bir
Karanlık, gergin ve inkâr edilemez şekilde kışkırtıcı.
Bir kadın kahraman; sırasıyla komik, hüzünlü, kusurlu, sempatik, hem hasarlı hem inatçı.. Son derece ikna edici.
KundakçıChris Cleave
Anlatımı ve sürükleyiciliği sayesinde bir solukta okunabilen bir kitap.
Son derece inandırıcı.
Film uyarlaması yapılsa hiç fena olmazdı.
Ama umarım hiç yaşanmaz diyebileceğim bir hikaye:(
Selamlar ben kitabı çok beğenmedim. Farklı bir konuyu işlemesi çok güzel ama bu konuyu işleyiş tarzı ve karekterlerin davranışları beni pek hikayenin içine çekmedi. Kitabın konusuna gelicek olursak da eşini ve çocuğunu bir bomba saldırısında kaybeden bir kadının bombayı patlatan teröriste yazdığı mektup ve yaşadıklarını anlatan bir kitap.
anlatıcının iç dünyasını ve yaşadığı travmaları merkeze alan, rahatsız edici ama düşündürücü bir roman. Kitap boyunca anlatıcının geçmişi, evliliği, anneliği ve yaşadığı kayıplar üzerinden ilerleyen karanlık bir ruh hâli hâkim. Yazar, karakterlerin psikolojisini sert ve çarpıcı bir dille aktarırken okuru bilinçli olarak huzursuz etmeyi amaçlıyor.
Anlatıcıya üzülmek istedim; yaşadıkları gerçekten ağırdı. Ancak yaptığı seçimler ve bazı davranışları yüzünden ona tam anlamıyla üzülemedim. Özellikle kocası ve çocuğunun başına gelenler beni çok etkiledi ve derinden üzdü. Bu noktada kitap duygusal olarak oldukça sarsıcıydı.
Kitap için “çok iyi” ya da “çok kötü” demek benim için zor. Anlatımı güçlü olmasına rağmen yoğun cinsellik içermesi beni rahatsız etti. Bu durum, hikâyenin önüne geçiyormuş gibi hissettirdi. Ayrıca kadının, kocasının ölümünden sadece iki ay sonra ölen kocasının patronuyla birlikte olması bana çok yanlış ve rahatsız edici geldi.
Jasperan karakterine ise ayrı bir parantez açmak istiyorum. Yaşadıklarına gerçekten üzüldüm. Olaylardan sonra kadının onu adeta bir enkaz gibi görmesi, yaşananların sorumluluğunu tamamen ona yüklemesi beni çok sinirlendirdi. Oysa olay akşamı onu evine davet eden bizzat kendisiydi. Buna rağmen sonrasında sanki hiçbir sorumluluğu yokmuş gibi davranması, karaktere karşı mesafe almama neden oldu.
Sonuç olarak Kundakçı, okuru zorlayan, rahatsız eden ama aynı zamanda düşündüren bir kitap. Herkese hitap etmeyebilir. Benim için güçlü yanları kadar itici gelen yönleri de olan, çelişkili duygularla bitirdiğim bir okuma oldu.
Küçük Arı kitabından önce Kundakçıyı okudum. Neden bu kadar eleştirildiğini anlamıyorum. Oldukça akıcı bir kitaptı çok keyifle okudum.
Kitap beni her bölümde daha da şaşırtmayı başardı. Gerçek bir hikayeymis tadindaydi.
Elimden bırakmak istemediğim bir kitap oldu. Olay örgüsü bu kadar hüzün doluyken nasıl bu kadar akıcı ve cümleler birbiri ardına ahenkli anlayamadım. Beni en çok etkileyen kısım çocuğu maça gitmek için arabaya bindiğinde belki hayat telaşından belki de canı öyle istemediği için çocuğuna dikkatle
bakmaması.Bir annenin yaptığı şeyin ağırlığı altında, pişmanlıkları altında, lokma lokma, santim santim delirmesinin anatomisiydi bu kitap aslında.
Cümleler kimi yerde derin anlamlarla kullanılırken kimi yerlerde hızlıca o anı geçiştirmek ister gibi kullanılmış. Girişi ve sonu o kadar güzelken kitabın ortalarında bir kısım fazla uzatılmıştı.
Kaybetmeyi ve buna dayanan suçluluk hissini çok güzel incelemiş. Bir annenin kini, en değerli varlığını kendisinden koparan kişiye, Usame Bin Ladin'e yazdığı mektup niteliğindeki yazılar okunmaya değer.
Küçük arı kitabını beğendim ve büyük bir zevk ile okudum bu kitabını ikinci el kitap reyonunda görürken hemencicik aldım . ilk kitabına oranla daha bir zevk ile okumaya başladım .uzun uzun kitabın içeriğini şu şunu yaptı bu bunu yaptı diye anlatıp zaman kaybına uğramak istemiyorum . Sanırım kültürel bir geçiş zorluğu yaşadım ne bilim :glck
Selamlar herkese Kundakçı isimli kitabın yorumu ile geldim bu akşam.
Kitabımız, bir terör saldırısında eşini ve oğlunu kaybedince Usame Bin Ladin'e mektup yazmaya karar veren bir annenin hikayesi. Konu olarak ilgi çekici ve değişik olmasına rağmen, kitabın anlatımını, konunun işleniş tarzını hiç sevemedim.
Sade bir üslupla yazılmış fakat ana karakterin sürekli birilerine aşık olması beni rahatsız etti. Yani terör saldırısında ailesini kaybeden bir anneyi değil de genç bir kadının aşklarını ve çarpık ilişkilerini anlatıyordu sanki kitap.
Amerika'ya yapılan 11 Eylül saldırılarından sonra yazılmış, muhtemelen de o olayın üzücü etkisi ve popülerliği kullanılarak satış rakamlarının artırılması hedeflenmiş bir kitap bana göre.
Daha önce de dediğim gibi ben hiç sevmedim ve bence okuyup da vakit kaybetmeyin. Dünyada okunması gereken milyonlarca harika kitap var zaten.Bu da okunmasa olur diye düşünüyorum.
1973 yılında, Londra''da doğdu. Gazeteci, yazar. Kamerun''da yetişti. Buckinghamshire, Balliol College ve Oxford''da psikoloji okudu. Halen yaşamını; İngiltere eşi ve üç çocuğu ile birlikte sürdürmekte.