Lagün'ün ÇağrısıTufan Çapar

·
Okunma
·
Beğeni
·
301
Gösterim
Adı:
Lagün'ün Çağrısı
Alt başlık:
Tanrıların Sırrı 1. Kitap
Baskı tarihi:
Eylül 2014
Sayfa sayısı:
425
ISBN:
9786053241911
Kitabın türü:
Yayınevi:
Gece Kitaplığı
Mula kederli bakışlarını yere indirmeden önce çevresini kontrol etti. Kimseler yoktu. Gözlerini kıstı, derin bir nefes aldı ve tanrısıyla konuşmaya başladı. “Biliyorum kudretin azalıyor. Kardeşlerin senden uzak, inananların, halinden bihaber; ama yardımına ihtiyacım var.” dedi. Suyun içindeki avuçlarını açtı, serin suların içinde morarmaya başlayan parmaklarını oynattı. “Bana bildiklerimi saklamam için yıllardır güç veriyorsun. Artık onları saklamaya o kadar alıştım ki şimdi de söylemeye korkuyorum. On dört yıl önce ellerime aldığım çocuk büyüdü. Onu sevmeyeceğime söz vermiştim kendime; ama yapamadım. Onu sevdim, bir gün ondan ayrılacağımı bile bile ona alıştım. Şimdi onu kaybetmemek için susmak, bildiklerimi onun bilmesini engellemek geliyor içimden. Söyleyebilmek için bana kudret ver.”

Balıklar parmak uçlarını küçük ısırıklarla gıdıklıyor, nehrin suyu duruluğunu koruyordu. Mula bekledi. Lagün’den bir işaret alabilirse cesareti artacaktı; ama olmadı. Uzun bir süre boyunca bir şeylerin değişmesini, tanrısının ona yol gösterecek bir işaret vermesini bekledi; lakin ne balıklar bırakıp gittiler onu ne de durgun suyun tabanı kabardı. Vazgeçiyordu. Tanrısı artık iyiden iyiye gücünü yitirmiş, ona yakaranlara cevap veremez olmuştu. Soğuk suyun içindeki ellerini yumruk yaptı. “Lanet olsun!” dedi. Ona inanmayı bırakanlardan nefret ediyordu. Çünkü inananları azaldıkça tanrısı ölüme biraz daha yaklaşıyordu. Elini yavaşça sudan çıkarmaya başladı. O an güneşin, sazlıkların arasından suya doğru sokulduğunu, ince bir ışık sütununun nehrin derinlerini işaret ettiğini fark etti. Kutsal balıklar Mula’nın ellerini bırakıp ışıktan yollarına doğru yüzmeye başladılar. Işığın gösterdiği yol, balıkların beyaz sırtlarındaki yansımalarla günün yedi rengine dönüyordu. Yılların sertleştirdiği yüzünün ortasında belli belirsiz bir gülümseme göründü ve hemen kayboldu. “Bir nehrin anlamını bulabilmesi için denizine kavuşması gerek. Nuzu’yu Parlayankaya’ya götüreceğim.” dedi.
Merak ettiklerim:
Yazar acaba bu kitabı yazarken nelerden etkilenmis olabilir?
Kitapta yer alan kisi ve yer isimlerinin kaynağı nedir?
Kitapta Türk kulturunden herhangi bir etkilenme var midir?
"Gormek istediklerinin , gördüklerini perdelemesine izin vermemeliydin. Sen bilmez misin ki atesin içinde olan bir gün mutlaka yanar."
"Dün Büyücüleri çocuğun büyük hediye ile doğduğunu düşünüyor, savaşı sona erdirecegini hesap ediyordu, fakat çocuk bekledikleri kişi değildi . Tuldur'un kalbini çocuğa verdiler. Çocuk elindeki taşla Fırtına Uçurumlarına koştu . Gökyüzünde toplanan kara ölümü,ateşten kırbacı durdurabilirdi, buna inanıyordu.Taşı gökyüzüne kaldırarak Tuldur a seslendi ama çocuk Toprak Tanrısı'nın kalbini kontrol edemedi . Taş çocuğu hükmüne aldı ve Tuldur'un tüm öfkesini Lamna'nın ışığına yükledi . Lamna'nın ışığı o zamanlar bir Ruud şehri olan Limanağzı'nı yok etti . Oradaki her şeyle birlikte ve tabii Liethleri de."
Odanın diğer yanındaki Nuzu ateşin yanına kıvrılmış Mula'nın uykusuz geceler geçirmesine neden olan kaygılardan habersiz bilmemenin huzurlu kollarında uyuyor rüyasında gülümsüyordu.
Yalnız Kanyonlulara göre herkes eşitti. Bir kral da bir çobanın karşısında egilmeliydi. Bu yüzden dikkatli konuşmalı ve ev sahibinin hediyesine ne kadar değer verdiğini belli etmeliydi.
...ve kibir ,bir ordu için kötü bir şeydir. İste bu, onların zayıf noktası olacak . İlk darbeyi yediklerinde arkadaşlarının düştüğünü görecekler ve içlerindeki korku,büyümeye başlayacak. Göremediğin bir düşmanla savaşırken aslında icindeki korkuyla savaşırsın. Bu bizim en büyük avantajımız.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Lagün'ün Çağrısı
Alt başlık:
Tanrıların Sırrı 1. Kitap
Baskı tarihi:
Eylül 2014
Sayfa sayısı:
425
ISBN:
9786053241911
Kitabın türü:
Yayınevi:
Gece Kitaplığı
Mula kederli bakışlarını yere indirmeden önce çevresini kontrol etti. Kimseler yoktu. Gözlerini kıstı, derin bir nefes aldı ve tanrısıyla konuşmaya başladı. “Biliyorum kudretin azalıyor. Kardeşlerin senden uzak, inananların, halinden bihaber; ama yardımına ihtiyacım var.” dedi. Suyun içindeki avuçlarını açtı, serin suların içinde morarmaya başlayan parmaklarını oynattı. “Bana bildiklerimi saklamam için yıllardır güç veriyorsun. Artık onları saklamaya o kadar alıştım ki şimdi de söylemeye korkuyorum. On dört yıl önce ellerime aldığım çocuk büyüdü. Onu sevmeyeceğime söz vermiştim kendime; ama yapamadım. Onu sevdim, bir gün ondan ayrılacağımı bile bile ona alıştım. Şimdi onu kaybetmemek için susmak, bildiklerimi onun bilmesini engellemek geliyor içimden. Söyleyebilmek için bana kudret ver.”

Balıklar parmak uçlarını küçük ısırıklarla gıdıklıyor, nehrin suyu duruluğunu koruyordu. Mula bekledi. Lagün’den bir işaret alabilirse cesareti artacaktı; ama olmadı. Uzun bir süre boyunca bir şeylerin değişmesini, tanrısının ona yol gösterecek bir işaret vermesini bekledi; lakin ne balıklar bırakıp gittiler onu ne de durgun suyun tabanı kabardı. Vazgeçiyordu. Tanrısı artık iyiden iyiye gücünü yitirmiş, ona yakaranlara cevap veremez olmuştu. Soğuk suyun içindeki ellerini yumruk yaptı. “Lanet olsun!” dedi. Ona inanmayı bırakanlardan nefret ediyordu. Çünkü inananları azaldıkça tanrısı ölüme biraz daha yaklaşıyordu. Elini yavaşça sudan çıkarmaya başladı. O an güneşin, sazlıkların arasından suya doğru sokulduğunu, ince bir ışık sütununun nehrin derinlerini işaret ettiğini fark etti. Kutsal balıklar Mula’nın ellerini bırakıp ışıktan yollarına doğru yüzmeye başladılar. Işığın gösterdiği yol, balıkların beyaz sırtlarındaki yansımalarla günün yedi rengine dönüyordu. Yılların sertleştirdiği yüzünün ortasında belli belirsiz bir gülümseme göründü ve hemen kayboldu. “Bir nehrin anlamını bulabilmesi için denizine kavuşması gerek. Nuzu’yu Parlayankaya’ya götüreceğim.” dedi.

Kitabı okuyanlar 1 okur

  • Kitapdostu68

Kitap istatistikleri