Gerçekten Sokrates'le oturan Sokrates'in aynı olup olmadığı, tek bir şeyin tek bir karşıtı olup olmadığı, karşıtın ne olduğu ve kaç anlamda kullanıldığını filozof incelemeyecek de kim inceleyecek?
Neyin söz konusu olduğunu bilmeden de bir sorunu çözmek mümkün değildir. Sorunla karşılaşan düşünce, konunun kendisinde bir «düğüm» olduğunu görür. Çünkü bir sorunla karşılaşan düşüncenin durumu, zincire vurulmuş bir adamın durumuna benzer.
Dolayısıyla bu kişiler bilgisizlikten kaçmak için felsefe yaptılarsa şu açık: onlar, bilmek aracılığıyla, sapasağlam bilmek peşinde idiler ve bu, bir tür yarar için değildi. Şu olan da buna tanıklık etmekte: zorunlu şeylerin neredeyse tümü, dahası dinlenme ve hoşça vakit geçirme ile ilgili olanlar da [insanlar için] el altında bulunduğunda, bu türden bir aklıbaşındalık aranmağa başlandı. İmdi şu açık: biz bu bilgi alanını başka bir şeye yarayacak diye aramakta değiliz. Aksine, nasıl ki "insan özgürdür, kendi yüzü suyu hürmetine vardır ve başka biri için değildir" diyoruz, benzer biçimde, bu bilgi alanını da, bilgi alanları içindeki tek özgür bilgi alanı olarak aramaktayız: nitekim yalnızca o, kendisi içindir.
Her karşıtlık iki karşıttan birinin yoksunluğuna sahiptir, ama her zaman benzer şekilde değil; nitekim eşitsizlik eşitliğin, benzemezlik benzerliğin, kötülük ise erdemin yoksunluğudur.