Böyle bir yazarın çok tanınmıyor olması büyük talihsizlik...Hemen herkes Tatar Ramazan'ı bilirse yazarı Kerim Korcan'ı pek tanımazlar...Kitaplarını genelde sahaflarda bulabilirsiniz ...Okuyun derim ben ...
XXXXX Spoiler tehlikesi XXXXXX
Daha önce yaptığım "İdamlıklar" incelemesini aslında bu kitaptan sonra yapmalıydım. Çünkü ilk bunu okudum Korcan'dan. Orada belirttiğim duygular bu kitapta daha yoğun idi. Çünkü iki hikaye de Sinop Cezaevi'nde geçiyor. Burada kahramanımız Arap lakaplı Kadir. Ona hapiste Arap Kadir diyorlar ve yirmi yaşında gelmeden hapishaneye düşer. Suçu ise bir arkadaşının kız kaçırmasına yardım ederken birisini yaralamaktır. Kadir biraz şımarıktır. Zayıf ve çelimsiz olduğu için kimse onu ciddiye almaz. Hapishanede bir jiletleme olayına karışır ve Kadir'i hücreye atarlar. Buradaki hücre betimlemesi ve Kadir'in yaşadığı duygular kitapta çok sarsıcı anlatılıyor. Taş zeminin Kadir'in bedenini zehir gibi soğuk ile dağlamasını, okurken ben de yaşadım. Resmen kitap okurken üşüdüm, titredim.
Arap hapishaneden kaçar, ama yakalanır ve yine hücreye hapsedilir. İlerleyen zamanda müdürü yaralar. Daha sonra siyasi bir suçlu Arap'ı kurtarmak ister.
Daha sonra başgardiyan, Arap'ın koğuşuna eli bıçaklı suçluları koyar. Arap başgardiyanın niyetini anlar. Ama olay çıkmaz ve Arap başgardiyana onu öldüreceğini söyler. Başgardiyan ise bazı mahkumları gaza getirip Arap'ı öldürmelerini ister. Arap bir gün doktora giderken başgardiyanı bıçaklar. Sonrasında ise diğer mahkumlar Arap'ı tabiri caizse linç eder. Kitabın adı buradan geliyor sanırım. Arap kargaşada kim vurduya gider.
Tıpkı "İdamlıklar" gibi bu kitapta da betimlemeler, duygu aktarımları güzel ifade edilmiş. Hapishane havasını ve hissini çok derin hissedebiliyoruz. Sanırım bu kitap ta tamamen kurmaca değil. Korcan zaten "gördüklerimden sonra susamam" diyor.
Okuyacak olanlara keyifli okumalar dilerim.
Hapishanelerle alakalı bakış açımı değiştirdin, bana yeni şeyler kattın.
Göğsü daralıyor, dizleri kesiliyordu. Demek ki zindan, cımbız cımbız yolmuştu Arabın (renginden dolayı Arap derler) gençliğini. Ne de büyük ve genişti dünyadaki akar çavlar, yeşil yamaçlar güzeldi. Neden doldururlar öyleyse insanları mahpuslara ve herkes birbirini yer, bir hiç yüzünden? ” Suç yapanı çalıştırmalı” der Arap Kadir. “ Hem de buralarda, öküz gibi çalıştırmalı. Ne kazanıyorlar ki, bunca insanı yatırıp da? Yedir bedava tayını, çürüt bir sürü insanı! Mahpushane neymiş ki? Deyyus mektebi, kumar mektebi, ipnelik mektebi… Kuzu gibi gelenler, altı ay sonra, dalaşkan köpeklere dönüyor. Neden? bir umudu yok çünkü… Sonu gelmeyen günler, çarık gibi eskitiyor adamın gönlünü…” 
Arap Kadir’i öldürmek için peşinde olanlar adaletsizliği bir kez daha gözler önüne seriyor.
“İşte, hapse düşünce kar jandarmalara kaptıran Boyabatlı Topal Recep peşindeydi işte, karısının namusunu kurtarmak için kendi kardeşini öldüren, sonra da içerde ona buna aylardır karılık yapan Horzumlu peşindeydi. Kumarda kaybeden Çolak Muhtar, Aktaşlı Selahattin, yenice efeliğe özenen, bıçağın ucuna bedavadan biraz kan bulaştırmak isteyenler peşindeydi. Başgardiyan oluvermişti bir anda. Başgardiyan muavini görünürlerde yoktu. Kanunsuzluğun kol gezdiği bir zamanda, kanun adamları meydanda bulunmazdı.”
Yazarın okuduğum 3. kitabı, Linç. Tatar Ramazan ve İdamlıklar kadar başarılıydı bu kitap da. Yazar, Arap Kadir karakteri uzerinden hapishanelerde dönen kahpelikleri, yolsuzlukları, kanuna aykırı cezaları, keyfi disiplin uygulamalarını... apaçık şekilde gözler önüne seriyor. Hapishanelerde dönen pislikleri görüp farkındalık oluşturması adına harika bir eser. Aynı zamanda yazar Kadir İnanır'ın da başrolünde oynadığı Tatar Ramazan karakterinin yaratıcısı ve yazarıdır. Hapishane ile ilgili filmleri, dizileri, kitapları seviyorsanız bu kitaba bayılacaksınız. Keyifli okumalar dilerim:)
Kurt dağdan inince, köydeki köpekler kardeş olur.. Atasözü
İle başlayalım söze
"Tatar Ramazan ile başladı tanışıklığımız, kerım korcan'la
Yınebur hapishane kıtabı ile
"Sinop cezaevinde yatarken koğuş arkadaşlarından şahıslardan birebir dinlemiş, ksğıtla kakemle başlamış yazmaya Yazarlık hayatına da o zamanlar da başlamıştır.
Tahliyesinden sonra da yazarlık hayatını devam ettirip çok sağlam yapıtlar vermiştir. Kitaptaki olayların gerçek oluşu ise okurun oralarda yaşanan hayatın, geçen ömrün ne kadar berbat bir durum olduğunu anlamasını sağlıyor. Kitap bittikten sonra bile etkisi devam ediyor.
"Arap Kadir karakteri uzerinden hapishanelerde dönen zor vr gruplaşma ın kahpelikleri, yolsuzlukları, kanuna aykırı cezaları, keyfi disiplin uygulamalarını...bilinmeyen yönlerini apaçık şekilde gözler önüne seriyor.
Gene de mahpushane ağasız kalmadı. Bayraklılı Feti, azgın kurt gibi çıkıverdi ortaya. Bu da bir ağaydı. Hem de benzeri az bulunur cinsinden.Upuzun boy, kaytan bıyık, bıçkın bir delikanlı idi. Epeyi de parası vardı idarede. Bilek, yürek, para, bu üç şey bir arada her kula nasip değildi...Feti geçince arkasından gardiyanlar fısıltıyla söyleşiyorlardı: "İşte Bayraklılı Feti Bey...Helal olsun, beş bin kaat para var idarede...
" Kitaplı ağaydı Feti, daima yanında okuyacak bir şeyleri bulunurdu. Neşesi yerinde ise arkadaşlarına Karakurt'un "Allahaısmarladık" romanını okurdu. Günler geçip yavaş yavaş eski ağaların namı silindiğinden, Feti Bey'in tutunması pek de zor olmadı. Kan dökmesine hiç de lüzum kalmadan on beş sene hapis yattığını ileri sürerek atılıvermişti orta yere. Sağı ve solu emniyetteydi.
Geri mi? Onuda siz okuyun Linç
Yazar, hapishane düzeninin yozlaşmış yüzünü Arap Kadir karakteri üzerinden anlatıyor. İdareye boyun eğmeyen Kadir, tecrit ve baskılarla yıldırılmaya çalışılıyor. Yönetim, Kadir'i ortadan kaldırmak için diğer mahkûmları kullanarak bir linç girişimi planlıyor. İşlenen ana tema sistemin ezici gücü karşısında bireyin direnişini, haksızlıklar karşısında susmamanın bedelinin ne kadar ağır olabileceğini göstermiş.
linç eski tüfek samimi sosyalistlerden kerim korcanın yazdıgı çok değerli bir kitap o yıllarda insanın para etmediği insanlığın yerlerde sürüklendiği yıllar bütün olumsuzluklara ragmen romanda genç siyasi karekteri ile devrimcilerin insan sevgisi her şartta her koşulda yanlışların karşısına bir atom bombası kararlılığında çıkışı da ayrıca çok güzel bir örnektir cezaevi koşulları maalesef hala çok kötü ağalık sistemi kumar haraç cezaevi yönetimlerinin bilgisi dahilinde sistemli ce devam ediyor sadece politik tutuklu ve hükümlüler tecritlerde tıpkı arab kadir gibi öldürülmek isteniyor ama nafile insanlık direniyor devrimciler direniyor ...
Aziz Nesin’in “Surname” isimli eserinden sonra kalemiyle ilk kez tanıştığım Kerim Korcan’ın “Linç”ini okumak tamamlayıcı oldu benim için. Çeşitli diziler vasıtasıyla gözler önüne serilen hapishane hayatını, tüm çıplaklığı ile bu iki yazarın kalemlerinden kağıda dökülen cümleler anlatıvermiş. Surname’de tabiri caizse idam şenliğini okurken,Linç’te yönetimle uzlaşmayan bir mahkuma yapılanları okuyoruz. İkisi de akıcı, anlaşılır dille sürükleyici şekilde yazılmış ama ikisi de yüreğinizde farklı tellere dokunup içinizde farklı dalgalanmalar yaratmakta.
Eski işkence türlerinden biri kafası kazıtılan mahkumu, damlayan bir çeşmenin altında oturtmak suretiyle delirtmekmiş. Buradaki yöntem de mahkumu yalnızlığa terk ederek delirtmek ki bence daha insafsız bir durum. Sanrılar, kendi kendine konuşmalar vs insanın sinirlerini hoplatarak daha yavaş bir şekilde dellendiriyor.
Sözde kanunun verdiği cezanın uygulandığı hapishanelerde yürütülen usulsüz uygulamalar gözler önüne seriliyor. Adalet nerde, diye bir kez bir kez ve bir kez daha sorgularken buluyoruz kendimizi. Gücü elinde tutan herkesin elinde bulundurduğu güç yettiğince keyfi uygulamalar yapması da oldukça tanıdık geliyor.
Hapishane müdürünün eski komiser olması, başgardiyanın eski asker olması ne yazık ki içerdeki huzurlu ve güvenli ortamı sağlayamıyor. Demek ki neymiş, işlerin benzerliği olsa da her işin kendine özgü yapılma, uygulanma yöntemi vardır. Haliyle işin başına o işle birebir ilgilenen “gerçekten” yetkili kişiler getirilmeli. Yoksa avrupa ile kıyaslanırken hakkımızda daha çoook denir “Dinimiz gibi işleri, işlerimiz gibi dinleri var” diye.
Yine her iki kitapta da değinilen siyasi suçlular var ki mantıklı ve adalete yatkın konuşmaları, başkalarının ve kendilerinin haklarını korumaları, yol gösterici olmaları
Kerim Korcan bu kitabı Sinop cezaevinde yatarken şahıslardan birebir dinlemiştir. Yazarlık hayatına da o zamanlar da başlamıştır. Tahliyesinden sonra da yazarlık hayatını devam ettirip çok sağlam yapıtlar vermiştir. Kitaptaki olayların gerçek oluşu ise okurun oralarda yaşanan hayatın, geçen ömrün ne kadar berbat bir durum olduğunu anlamasını sağlıyor. Kitap bittikten sonra bile etkisi devam ediyor.
‘Bir tayın, her şeyine yeter sayılabilir mi bir mahkumun? Çorba istemez mi aç mideler? Ayda bir portakal istemez mi, çirişli dudaklar ıslansın? Bir baş soğan istemez mi, lokması ağzında büyümesin, katıversin ekmeğine; yüzü sevinçle ışırken acısı damla damla fışkırsın gözlerinden. İşin en kötü yanı, mahkum, öğün ölçüsünü de mecburen unutan bir mahluktur.’
1918 yılında Sakarya'nın Hendek ilçesine bağlı Aktefek köyünde doğdu. Ancak ilkokul 4. sınıfa kadar okuyabildi. 1934-35 yıllarında Eskişehir'den İstanbul'a ailesi ile geldi. Babası Murat usta Küçükpazar'da saat tamirciliği yaparken, kendisi de berberde çıraklık yaptı.
1938'de donanma gemisi Yavuz'da yapılan aramada kardeşi Haydar Korcan'da bulunan kitaplar nedeniyle kendisinin saatçi dükkanı da aranmış ele geçen kitaplar nedeni ile ve “yayımcılık yoluyla komünizm propagandası yaptıkları” iddiasıyla 30 Nisan 1938'de gözaltına alınmıştır. 1938'de Donanma Kor Askeri Mahkemesi'nde isyan suçlusu olarak yargılandı ve 12 yıl ağır hapse mahkûm edildi.
Yazar hapis geçirdiği (1938-1948) ve (1957-1958) yıllarını İstanbul Polis Müdüriyeti Nezaret ve Müteferrikasında, Yavuz Harp Gemisi, Erkin Denizaltısı, İstanbul Merkez Kumandanlığı, Sultanahmet Tevkifhanesi ve Sinop Hapishanesi’nde tutuklu ve mahkûm olarak kalmıştır. 10 yıl kaldığı Sinop Cezaevinden 1948'de tahliye edildi. Hapisten çıkar çıkmaz askere alındı. Askerlik sonrası 1950'de İstanbul'a geldi, marangozluk yaparak yaşamını kazanmaya çalıştı. 1957'de Vatan Partisi yöneticiliğinden dolayı soruşturma açıldı. Türk Ceza Kanunu'nun 141 ve 142. maddelerine karşı gelmekten dolayı 1957'de tutuklandı, iki yıl tutuklu yargılandıktan sonra 1959'da beraat etti.
Milliyet gazetesinin 1962'de açtığı "Bir Memleket Gerçeği" başlıklı yarışmasında "Köşe" adlı röportajıyla ikincilik kazandı.
"Linç" adlı romanı 1970'de filme alındı, ardından oyun haline getirildi. 'Linç' filmi 70'li yılların en önemli filmlerinden biriydi. Kerim Korcan'ın romanından uyarlanan filmde cezaevindeki mahkûmlar arasında yaşanan iktidar savaşı anlatılıyordu. Linç Filmi1970 yılında Ali Yaver - En İyi Görüntü Yönetmeni, Bilge Olgaç - En İyi Yönetmen, En İyi 3. Film, En İyi Stüdyo Çalışması ödüllerini aldı. 1976 yılında Tatar Ramazan adlı öykü kitabı tiyatroya uyarlandı. AST ve İstanbul Şehir Tiyatroları tarafından sahnelendi. "Ateşten Köprü" adlı romanında komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla İstanbul DGM'de yargılanan yazar Kerim Korcan 4 Mayıs 1989'da beraat etti. 1990 yılında Kerim Korcan'ın Tatar Ramazan adlı öyküsü tiyatrodan sonra sinema filmine uyarlandı filmin başrolünü Kadir İnanır oynadı, filmin müziklerini Ahmet Kaya yaptı. Ölümsüz birçok esere imza atan Kerim Korcan 1990 yılının 9 Kasım günü tedavi gördüğü kanser hastalığına yenik düşerek hayata veda etti.
Cezaevlerinde ağır koşullarda 12 yıl geçirdi. İçinde bulunduğu koşulları estetize eden Kerim Korcan yaşadıklarını birer sanat yapıtına dönüştürür. Eserlerinin çoğunda cezaevi gerçeğini anlattığından ezilenler, başkaldıranlar, idamlıklar kitaplarının kahramanı olmuştur. Kerim Korcan'ın yazın tarzında "Halk Hikayeciliği" niteliklerine sıkça rastlanır, eserlerinin genelinde kahramanlarının şivesiyle sade anlatımlarla okuru sıkmaz, kolay okunan bir tarza sahiptir. Kerim Korcan; "Ben üniversite kürsülerinde vatandaşların hak ve hukuk eşitliği için ağlayan ama içeride insanların anasını ağlatan adaleti, tekmil ters uygulamalarıyla mahpushanede cürmü meşut ettim, suçüstü yakaladım. Madem ki adalet mülkün temelidir, ben de toplum sorunlarına, başlangıç olarak oradan yaklaşmayı uygun buldum. Başkaları ne düşünür bilmem. İyi bir giriş yaptığım inancındayım ve devam etmek isterim. Tatar Ramazan'ın benim ilk eserim Linç'ten evvel kaleme alındığını açıklayabilirim. Dil konusunda tartışmaya girmek istemem. Hem birazda bineceğim dalı kesmek gibi olur bu. Dilde arınmaya gitmeye çalışıyorum ve bu gayreti sürdürenlerle esasta mutabıkım. Ancak zorlamaya kaçmaktan da sakınırım" diyerek kendi yazarlığını anlatır.
Eserleri
Roman
Linç (1967)
İdamlıklar (1971)
Ter Adamları (1975)
Patrona (1983)
Ateşten Köprü (1988)
Acılar Çemberi (1990)
Öykü
Köse Kadı (1962)
Tatar Ramazan (1969)
Canlı Bayraklar (1971)
Ölüm Pusuda (1990)
Capon (1990)
Diğer
Ey Gaziler (1989) (şiir)
Dimitrof Geçiyor (1978) (tarih)
Harbiye Kazanı (1989) (anı)