Bir hastahane odasında, bitkin, yorgun, umutsuz bir haldeyken tanışıyoruz Jane ile. Hayat hiçbir zaman kolay olmamıştı genç kadın için. Jane'in hayattan beklentileri hep zor olanı seçmeye itmişti ve en büyük şansı babasıydı. Güçlü, mücadeleci, azimli bir insandı hep. Oğlu David'in hastalığı, tedavi süreci onun hayatını tamamen değiştirmişti. David minik bedeni ile lösemiye karşı amansız bir direniş gösterse de son durum hiç de iç açıcı değildi. Hastahane odasında oğlunun başucunda yorgunluğa yenilen Jane uykuya dalar ve rüyasında tarihi bir yolculuk yapar.
Bundan sonrasında hem gerçek hayatında yaşadıkları hem de rüyaları aracılığı ike gördüğü vizyonlar hayatını yönlendirecekti.
Babasının ölüm haberi ile doğduğu kasabaya giden genç kadın bunca yıl kendinden saklanan sırları öğrenecek ve büyük bir mücadele ile birlikte bir kaçma kovacalamanın içinde bulacak kendini.
İki bin yıl ara ile yaşayan iki kadının nefes kesici yolculuğuna tanık olacaksınız sevgili kitap dostlarım.
Hz. İsa'nın çarmıha gerilmesi ile başlayan Meryem Ana'nın meşakkatli, çile dolu yolculuğu...
Mary yani Jane'nin oğlu David için yaptığı tehlikelerle dolu yolculuğu...
Muhteşem bir konuyu, şahane bir kurgu ile kaleme alan Serkan Urgancı, sonsöz de şöyle diyor ; okuduğunuz bu hikâyenin en önemli özelliği, büyük kısmının tarihi gerçeklere ve dini kitaplarda yazılanlara dayanmasıdır.
Büyük bir ekibin desteği, binlerce sayfalık araştırmalar sonucunda kaleme alınan bu hikâyenin asıl amacı, Anadolu topraklarının tarihi ve dini açıdan ne kadar önemli olduğudur.
Anadolu toprakları, pekçok medeniyete evsahipliği yapmış. Hititler, Frigler, Lidyalılar, Persler, Makedonlar...
Anadolu sadece medeniyetler açıcından değil, 2,2 milyar Hristiyan için de çokça önemli zira Meryem Ana'nın evinin Selçuk'ta olduğunu