Masada Kaybedilen Vatan Lozan'da Neler Yaşandı? Lozan'da Yaşananların Psiko-Sosyal Tahlili

·
Okunma
·
Beğeni
·
280
Gösterim
Adı:
Masada Kaybedilen Vatan Lozan'da Neler Yaşandı? Lozan'da Yaşananların Psiko-Sosyal Tahlili
Baskı tarihi:
Temmuz 2017
Sayfa sayısı:
298
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759964597
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Profil Kitap
Lozan’a giden heyetteki başkan İsmet İnönü hariç hiç kimse, bir zaferle dönüldüğü kanaatinde değil. Türkiye Cumhuriyeti’nin hemen hemen bugünkü sınırının çizildiği Lozan Antlaşması, Türkiye’de antlaşma öncesi var olmayan hangi değeri ya da toprağı kazandırdı? Bu soru Lozan’a “zafer” gözüyle bakanların cevaplandırması gereken bir sorudur. Lozan’da heyetin herhangi bir ihmal veya acziyeti mevcut mudur? Ve bu acziyet neticesinde kaybedilen toprak var mıdır? Bu soru da Lozan’a “hezimettir” gözüyle bakanların payına düşen ve cevaplandırmaları gereken sorudur.
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Türkiye’nin daha doğrusu Lozan’daki Türk heyetinin vaziyeti ve diplomatik beceriksizliği, müttefik devletlerin işine geliyordu gelmesine ama, bu durum onların işini rahatlatmaya yetmiyordu. Zira müttefik devletler kendi aralarında çekişme ve sürtüşme halindeydi. Lozan’da masanın aynı tarafında oturan müttefik ülkeler esasında aynı şeyi düşünmüyorlardı ve üstelik aralarında bir ittifak da yoktu.(...)
Tarihimizin ve talihimizin dönüm noktası olan 1923 yılına gelindiğinde, Kerkük ve Musul’da hala çok ciddi bir Türk Türkmen nüfus yaşamakta ve demografik üstünlüğü elinde tutmaktaydı. Yukarıda belirtildiği gibi Lozan Antlaşması’nda Musul’un kaderi, antlaşmanın imzalanmasından sonra, Türkiye ile İngiltere arasında yapılacak özel görüşmelere bırakılmıştı. Bu özel görüşme dönemin Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras ile İngiliz temsilcisi arasında oldu. Tevfik Rüştü Bey, 7 Haziran 1926 günü TBMM de yapmış olduğu konuşmada; “Musul’un bir jest olarak Irak’a bırakıldığını belirtmiştir.” Evet, ne yazık ki en yetkili ağızların ifade ve itiraf ettiği üzere Musul, bir jest olsun diye terk edildi.
Kazım Paşa, yine Lozan antlaşması’ndan 14 gün öncesinde 10 Temmuz 1923’te Mustafa Kemal’le aralarındaki enterasan bir diyaloğu nakletmektedir. O görüşmede Mustafa Kemal Paşa kendisine şöyle demiştir;
“... Din ve namusu olanlar kazanamazlar, fakir kalmaya mahkumdurlar. Böyle kimselerle memleketi zenginleştirmek mümkün değildir. Onu için önce din ve namus anlayışını kaldırmalıyız. CHP’yi bunu kabul edenlerle kuvvetlendirmeli ve bunları çabuk zengin etmeliyiz. Bu suretle kalkınma kolay ve çabuk olur.
Çok tuhaf değil mi? Balıkesir Zağanos Paşa Camii kürsüsünden müslümanlara; “Bizim Anayasamız Kur’an’dır” diyen Mustafa Kemal Paşa’ya ne oldu da; “Din anlayışını ortadan kaldırmalıyız” sözlerini söyleyecek noktaya geldi?...
Masada iki tarafı oluşturan ülkelerin ve bu ülkeleri temsil eden heyetlerin ruhi yapıları, zafere inanmışlık dereceleri ve politik, siyasi, diplomatik, tarihi ve sosyolojik bilgileri neticenin şekillenmesinde birinci derecede rol oynamaktaydı. İçinde Musul, Kerkük gibipetrol yatakları bakımından zengin olan Güneydoğu ve Ortadoğu bölgesinde çok uluslu bir millet yapısından bahsederek burada sadece Türkiye’nin söz sahibi olamayacağından bahseden Curzon Sosyolojik ve jeo-politik açıdan Türk tarafının cehaletinden yararlanır ve şöyle der;
“... Evet, bu bölgede Arap nüfusu var, kürt nüfus var, Türk var, Türkmen nüfus var. Biz bu bölgedeki petrol vesaire peşinde değiliz. Ama bu denli yoğun nüfus çeşitliliğine sahip bir yeri de size bırakamayız...”
Türk heyeti bu kadar parçalanmış ve önünü, ardını düşünmeden hareket edemeyen bir devletler topluluğu önünde, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın cephede dediği gibi; ya istiklâl, ya ölüm diyebilseydi, en başından beridir hak ettiği masanın patronluğunu eline ailece dilediği gibi at oynayabilirdi. Fakat bilgi, belge, diplomat, istihbarat eksikliği ileboğusan Türk heyeti bırakınız Müttefik devletlerin bu zaafını doğru zamanda kullanmasını henüz Ankara ile yaptığı telgraflaşmalarına bile doru dürüst sahip çıkamıyordu. Lozan’dan Ankara’ya çekilen telgraflar önce ingiliz yetkililerince kontrol ediliyor, sonra gidilmesine müsade ediliyordu. Ha keza Ankara’dan lozan’a gönderilen telgraflardan da Türk heyetinden önce İngilizlerin eline geçiyordu. Dolayısı ile karşı, taraf telgraflarla lozan’a gönderilen talimatlar hakkında bilgi sahibi olduğu için önceden tedbirini alıyor ve Türk tarafının yapacağı her hamleyi boşa çıkarmayı başarabiliyordu.
... Adli yapımızın milli bir bünyeden çıkacağını söyleyen bu yemin metninden çok değil sadece 10 sene içinde tüm hukuki sistemimiz değiştirildi. Peki bu maddede ifade ettiği gibi millileştirildi mi? Tabi ki koca bir hayır.
Medeni kanunu; İsviçre’den
Ceza Kanunu’nu; Roma halkını oluşturan Patrici’ler “efendiler” ile, Plep’ler “köylü ve asil olmayanlar” arasında ortaya çıkan problemleri gidermek için oluşturulan ve Antik Roma hukukunun da temelini oluşturan “12 Levha Kanunu’nu kullanan İtalya’dan,
Borçlar Hukuku’nu; İsviçre’den
İcra ve İflas Kanunu’nu; yine İsviçre’den
Ticaret Kanunu’nu; Almanya ve İtalya’dan aldık. Ve bu Avrupa’dan devşirdiğimiz her kanunun önüne “Türk” ibaresi getirerek “Milli”leştirdiğimizi zannettik. Tıpkı bin senelik Latin Alfabesini Türk Alfabesi yaptığımız gibi...
Biraz incelendiğinde anlaşılacaktır ki, Sevr ile Lızan tıpa tıp aynıdır. Bir tek farkla, isimleri aynı değildir o kadar. İşin tuhafı, bu durumu bizim Lozan’a gönderdiğimiz İsmet Paşa başkanlığındaki anlı şanlı heyetimiz nasıl anlamadı? Ya da anladı da neden imza attı? Bu soruya verilecek cevap ekseninde Türkiye Cumhuriyeti İnkilap Tarihi dersleri ve kitapları en baştan ve yeniden yazılmalıdır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Masada Kaybedilen Vatan Lozan'da Neler Yaşandı? Lozan'da Yaşananların Psiko-Sosyal Tahlili
Baskı tarihi:
Temmuz 2017
Sayfa sayısı:
298
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759964597
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Profil Kitap
Lozan’a giden heyetteki başkan İsmet İnönü hariç hiç kimse, bir zaferle dönüldüğü kanaatinde değil. Türkiye Cumhuriyeti’nin hemen hemen bugünkü sınırının çizildiği Lozan Antlaşması, Türkiye’de antlaşma öncesi var olmayan hangi değeri ya da toprağı kazandırdı? Bu soru Lozan’a “zafer” gözüyle bakanların cevaplandırması gereken bir sorudur. Lozan’da heyetin herhangi bir ihmal veya acziyeti mevcut mudur? Ve bu acziyet neticesinde kaybedilen toprak var mıdır? Bu soru da Lozan’a “hezimettir” gözüyle bakanların payına düşen ve cevaplandırmaları gereken sorudur.

Kitabı okuyanlar 13 okur

  • Didem
  • yasin serbes
  • Tülay ŞAHİN
  • Çağla Kalkan
  • Zehra
  • burack61
  • Beyza Nur
  • MzTlh
  • Aslihan kayhan
  • Sinan Kerem Aslan

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%40 (2)
9
%20 (1)
8
%0
7
%20 (1)
6
%0
5
%20 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0