Tek başına büyümek durumunda kaldığında, hiç hasta olup yatağa düşmeden yetişkinliğe adım atabilen çocuklar vardır. Görünmez bir el korur onları.
Lakin tutunabilen çocukları çileli hayat erken olgunlaştırsa bile, rıza eşikleri geniş olduğundan, bela peşlerini kolay bırakmaz. Belî denmişse, ne diyelim, bazen de insanı öldürmeyen güçlendirir!
Maya adlı ilk romanımı 22 yıl evvel yetişkinler için ve yetişkinler dünyasında işte çileli ve yalnız büyümüş çocuklara bir örnek teşkil edebilir diye yazdım.
Dünya edebiyatında böyle çocukların kendi diliyle konuştuğu hikayeler romanlar vardır. Yani anlatıcı değildir onlar adına konuşan. Kendi dillerine kendileri ses olurlar.
Maya'nın acıklı serüvenini çocukluktan yetişkinliğe değişip dönüşen dilinde yaşadım, yazdım.
İlk romanlar genelde sonradan yazarını mahcup edecek acemiliklerle doludur. Maya ise benimle birlikte, yeni kuşakların elinde büyüdü, farklı geçmişlerden, kesimlerden, sınıflardan gelen okurların onunla hiç umulmadık özdeşlikler kurmasıyla benim de yıllar içinde ona olan bakışım değişmeye devam ediyor.
Ne zaman uzmanlar "eğitim ailede başlar" filan dese, ailesiz çocukları küstürmekten ve onların peşinen umutsuzluğa kapılmalarından çekinirim.
Benzer bir ailesizlikle büyümek durumunda kalan Maya'yı ve onu hamurunda yoğuran yetişkinleri içerden bilirim çünkü. Ve hemen savunmaya geçerek "ama kimi çocukların yalnızlık zekası ailesiz ortamda gelişir, zorluklarla başetmeyi erken öğrenerek ayaklarının üzerinde durabilirler" gibi şeyler gevelerim.
Nitekim Maya gibi çocukken onlara ders çalıştıracak bir velisi olmadan da sınıf birincisi olabilirler. İnsanın iç dünyası ve hikayesi biricik. Hiçbir sabit kural yazılamaz, genellemek için.
Ama sevilmeyi çocukken öğrenemeyenleri biraz olsun genelleştirebilir miyiz dersiniz! Zira