İranlı sosyolog Ali Şeriati’nin deyimiyle
SİZİ RAHATSIZ ETMEYE GELDİM!!!
Yeni bir yazarla ve tabii yeni bir romanla
Eski gazeteci ve yeni bir yazar olan Gökçer Tahincioğlu, ilk romanı olan Mühür’de kayıp yakınlarının belirsizlik hali ve umutla mücadelesinin yanı sıra yaşamın içinde kaybolmuşları da konu ediniyor. Tarikatlar, çocuk istismarları, derin yapılanmalar, hukuk savaşları ve aşk kırıklıklarıyla bezeli romanda okurlar, insanların içindeki mühürle yüzleşiyorlar.
Romandaki kurgu, bir takım eksenler etrafında dönen hikayelerin daha sonra bir zincirin halkaları gibi birbirine temas etmesiyle ortaya çıkıyor.
Bu eksenler; Leyla ile Avukat Saimin okul döneminden kalmış yarım bir hüzünlü aşkı...
Diğer eksen, Türkiye’de toplumun gelir ve eğitim bakımından alt seviyesindeki kesimlerini bir kanser gibi eline geçirmiş olan tarikat ve cemaatlerin olayları...
Bir başka eksen, Türkiye’nin bir Ortadoğu ülkesi olması, kültürünün de Ortadoğu kültürü olması sebebiyle “Kadını” ikinci sınıf bir varlık konumunda kabul edilmesi ve onun üzerinde toplumsal baskının kurulması ve ezilmeleri...
Diğer eksen, devlet içindeki çeşitli güç odaklarının birbiriyle mücadeleleri, derin yapılanmalarla ilgili olaylar.
Hiçbir suç işlemeden öldürülen insanlar, hapse atılan , görüşe izin verilmeyen, dayak atılan, işkence edilerek öldürülen çocuklar.
Gizli güçler tarafından kaçırılıp, kayıp ettirilen ve bir daha bulunamayan( kemikleri dahi) mezarı bile olmayan günahsız çocuklar,
Cinsel istismarlar, kızlara değer vermeme, yok namusmuş yok töreymiş imamların, şeyhlerin sözüyle öldürülen küçük kızlar,
Kızların okumasına engel olan anne, babalar ve daha 14-15 yaşında evlendirilmek istenenler ve daha neler neler...
<DEĞİŞEN İNSANLAR OLUYORDU, AMA DÜZEN HEP AYNIYDI>
Ülkede dönen dolaplar,