Nazım Hikmet'in Hasreti

·
Okunma
·
Beğeni
·
225
Gösterim
Adı:
Nazım Hikmet'in Hasreti
Baskı tarihi:
1976
Sayfa sayısı:
170
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
May Yayınları
Daha çok Nâzım Hikmet'in Sovyetler Birliği'ndeki yaşamına ilişkin bu kitap metninin, Türkiye'de daha önce görülmemiş bol sayıda resimle birlikte, ilk kez gazetesinin Pazar ekleri olarak 1976'da peşpeşe yayınlanmasından ve hemen sonra da kitap biçiminde ilk baskısından bu yana yıllar geçti. O günlerde doğanlar otuzlarına merdiven dayadılar. Gene o tarihlerden günümüze, Türkiye, Rusya ve dünya çok değişim gördü. Üniversiteden görevli gittiğim Sovyetler Birliği'nde ailemle birlikte iki yıl geçirdim. O sıralarda, diplomasi temsilcilerinin dışında giden pek olmazdı; hele uzun kalan yoktu. Kütüphanelerde çalışmak ve farklı bir toplumu gözlemlemek dışında, bu büyük ozanın oradaki az bilinen yaşamına ilişkin bilgi toplamak da kaçınılmazdı. Bu kitap bu son noktanın bir ürünüdür.
Prof. Dr Türkkaya Ataöv, 1970- 72 yıllarında S.S.C.B' ne Ankara Üniversitesince Nazım Hikmet hakkında incelemelerde bulunmak üzere görevlendirilince, ortaya bu eser çıkmış. İyi de olmuş. 1976 yılında baskıdan da çıkınca aynı yıl bizlerle buluştu Değerli hocamızın bu eseri.
Hocamız diyorum, çünkü 1974 de benimde eğitim, öğretim gördüğüm Siyasal Bilgiler Fakültesinde Hocaydı. Benimde hocam oldu.. Zaman zaman bizzat kendisinden gezi ve kitap hakkındaki değerlendirmelerini, gözlemlerini dinleme şansına nail olan kişilerdenim.
Kitabın inceleme ve baskı aşamasındaki Türkiye'nin Politik ortamını hatırlamak gerekir. 12 Mart Tezkeresinin atmosferinin sıcak ortamı, ardından Milliyetçi Cephe Hükümetleri, Öğrenci olaylarının tavan yaptığı atmosfer, Ders kitaplarını okula sokarken Sıkı Yönetim Komutanlıklarından alınan belgelerin polise ibrazı v.s
Bu kitabı okuyacakların bir edebi eser umudunda olmamalarını, bir biyografi ile karşılaşmayacaklarını, Nazım Hikmetin Hayatını anlatan bir eser olmadığını kendilerini hazırlamaları gerekir.
Kitap, adında olduğu gibi Nazımın Çektiği hasret ateşinin anlatımı var. O da özetle "Memleketim, Memleketim" dizelerinin de ele verdiği gibi 'memleket hasreti' olduğunu belirtmeliyim.
Ayrıca Nazımın,hakkında ki bazı yersiz yakıştırma ve asılsız suçlamaların açıklanması da var,
Ayrıca, Nazımın yaşamından kesitler verilirken; onun sanata bakışı, tüm sanatlara,olan yaklaşımı da var.Birde kitabın sonlarına doğru Şairin o günlere ait bir çok fotoğrafı ve kendi el yazısı ile şiirleri de mevcut.
Dünyanın dönemindeki büyük şairlerin, yazarların, ressamların bazı tanıtımlarını ve onlarla Nazım'ın yakınlaşmalarını da ihtiva etmekte.
Bu kitabı okumak isteyenlere bir tavsiyem daha olacak; Osman Balcıgil'in CELİLE'si ile ardaşık okurlarsa bu kitap size farklı bakışların kapısını da açmış olacaktır.
Dediğim dedik, ve bildiği doğrudan şaşmaması nedeniyle, Sovyetler de geçirdiği yaşam süresinde de başını dertlerden eksik etmediğine de şahitlik etmekte kitap.
Benim dikkatimi cezbeden ve okurken tebessüm ettiğim bir hususu da belirteyim..
İşte o 1970 yıllar boyunca Ankara'nın havası o kadar kirliydi ki radyolar bazen sokağa çıkılmamasının tavsiyesini ederlerdi. Akşam oldu mu bilhassa kış mevsimin de göz gözü görmez nefes alamazdınız. Değerli hocamız bunun etkisinde kalmış ki, Kendisini, bir mimarın mihmandarlığında Moskova'yı gezdirirler iken havanın nedenli temiz olduğu, şehrin ikinci dünya savaşı sonrasın da imarına nedenli önem verildiğini, yeşil alanların parkların büyüklüğü, Eski eserlere nasıl sahip çıkıldığını izah etmekten kendini alamamış. Ama illa ki o hava durumu var ya beni aldı götürdü, Ankara nın o günlerine. Yüzümde hüzünlü tebessüm, Kulağımda "Ankara nın Taşına bak, Gözlerimin Yaşına bak" ezgisi gitti, geldi, gitti geldi...
ZOYA kimdir?
Zoya Kosmodemyanskaya, bir gerilladır. 332.nci Alman Alayı onu Petrişşevo Köyünde asmış ve bedenini ipte asılı bırakmıştı. Zoya'nın gerila adı Tanya dır. Görevi yurdunu çiğneyen düşmanın gerisine sızıp onlara zarar vermektir. Nazi işgali altındaki Petrişşevo köyüne ikinci sızışında yakalanır...
Ve Aralık ayının beşin de ipe çektiler... Donmuş ve rüzgarla sallanarak 25 Aralık gününe kadar öylece bıraktılar.
Zoya nın öyküsünü, Nazım hapiste, annesi Celile Hanımı ın getirdiği Fransız gazetesinden öğrenir. O gece oturup yazdığı şiir şöyle başlıyor:
Zoya idi adı...
Senin memleketini sevdiğin kadar
Bende seviyorum memleketimi
Seni astılar memleketini sevdiğin için.
Ama ben Yaşıyorum.
Ama sen öldün.
Sen çoktan dünyada yoksun
Zaten ne kadar az kaldın orada
On sekiz senecik.
Doyamadın güneşin sıcaklığına bile.
Sen asılan partizan,
Ben mahpusta şair.
Nazım, Zoya için şiirini yazadığı sıralarda ünlü sovyet yazarı Konstantin Simonov onun hakkında bir oyun kaleme alıyor, kompozitör Kovaleviski bir opera hazırlıyor, heykeltıraş Zelinski ve Ledeva heykellerini yapıyorlar, Alma Ata 'da hayatı filme alınıyordu. Kitapları, mektupları, güncesi müzelere kaldırılıyordu.
Hele geceleri ışıklandırıldığında renk renk, motif motif bir rüya beldesine benzerdi Kızıl Meydan. Zaten bu sıfatın yüz yıllar önceki anlamına göre, adı: "Güzel Meydan" dı.
Kitap ortada. Okuyucunun da aklına, fikrine güveniyorum. Zaten güvenmesem, kitabımı okusun diye önüne sürmezdim. Öyleyse, önsöze, hele benim yazacağım önsöze ne lüzum var?
Moskova'daki Mayakovski kitaplık-müzesini gezen Nazım bir kenara şunu yazmış: "Güneşin çeşitli nebatlara ışık ve ısı vererek büyümelerini sağlaması gibi, Mayakovski de öteki ozanların kendilerini bulmalarını yardım eder."
Bir Avrupalı gezgin şöyle buyurmuş: "Burası bir kent değil, büyük bir müze. Kent olsaydı, emlak komisyoncuları bulunurdu."
Türkkaya Ataöv
Sayfa 6 - MAY Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Nazım Hikmet'in Hasreti
Baskı tarihi:
1976
Sayfa sayısı:
170
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
May Yayınları
Daha çok Nâzım Hikmet'in Sovyetler Birliği'ndeki yaşamına ilişkin bu kitap metninin, Türkiye'de daha önce görülmemiş bol sayıda resimle birlikte, ilk kez gazetesinin Pazar ekleri olarak 1976'da peşpeşe yayınlanmasından ve hemen sonra da kitap biçiminde ilk baskısından bu yana yıllar geçti. O günlerde doğanlar otuzlarına merdiven dayadılar. Gene o tarihlerden günümüze, Türkiye, Rusya ve dünya çok değişim gördü. Üniversiteden görevli gittiğim Sovyetler Birliği'nde ailemle birlikte iki yıl geçirdim. O sıralarda, diplomasi temsilcilerinin dışında giden pek olmazdı; hele uzun kalan yoktu. Kütüphanelerde çalışmak ve farklı bir toplumu gözlemlemek dışında, bu büyük ozanın oradaki az bilinen yaşamına ilişkin bilgi toplamak da kaçınılmazdı. Bu kitap bu son noktanın bir ürünüdür.

Kitabı okuyanlar 6 okur

  • Zeliha Gülmüş
  • Nisa Nisa
  • Aysun Yıldırım
  • Mark ronson
  • Duygu K
  • Halil Yavuz KAYA

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%100 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0