Tracy Sierra’nın avukatlık kariyerinin ardından yazarlığa yönelme sebebi; kendi korkularını ve anksiyetelerini kontrol edebilmekmiş. Yani yazarken “korktuğu sahneleri” kurgu olarak inşa etmek, ona bir tür rahatlama sağlıyormuş. Gün geçmesin ki bir yazar anksiyetesinin daha kurbanı olmayalım.
Dışarıda kar fırtınası vardır. Bir anne, hava muhalefetinin tam ortasında iki çocuğuyla evde yalnızdır. Ancak gece çocukları uyurken, gizemli ve tehditkâr bir varlıkla yüzleşmek zorunda kalır. Önce evin içinden sesler duymaya başlar, sonra bir “adam silueti” ile karşılaşır. Annenin çocuklarını korumaktan başka çaresi yoktur. Ancak ilginç olan şudur ki; kadın gördüğünün hayal mi yoksa gerçek mi olduğunu kanıtlamak zorundadır.
Altı üstü şöyle bir bakayım ne anlatıyormuş bu kitap demiştim. Sağ olsun yazar bodoslama ilk sayfadan olaya girince uykum yalan oldu. Klostrofobim tetiklendi, tek mekan az karakter kurgularına yükseğim; bu tarz atmosferik gerilimler genelde okuru yerine çiviler. Eh, biz de payımıza düşeni aldık. Malum korkuları yüzeye çıkarmak için bir kar fırtınası ve eski gotik bir ev yeter de artar bile.. Yazar, korku unsurlarını klasik gerilim yollarıyla beslemiş; yalnızlık, bilinmez tehdit ve yüksek stres durumlarıyla karakter odaklı bir korku deneyimi yaşatmak istemiş.
Ayrıca alt mesajları kuvvetli. Yan baktın diye gençlerimizi kaybettiğimiz bir dünyada; saplantılı, takıntılı dış tehditlerin her zaman var olabileceğini, kendinizi korumak zorunda olduğunuzu ve bu tip tehlikelerin herkesin başına gelebileceğini anlatan, derdi olan bir kurgu okuyoruz.
Kitabı okuma niyetinde olanlar aşağıdaki paragrafı okumasınlar.
Ancak anlayamadığım ve hala zihnimde oturtamadığım bir durum var. Kitaptaki hiçbir karakterin ismi yok. Hadi anneyi, çocukları, polisleri geçtim de neticede
Okurken çok sıkıldım. Tekrarlar bir yana, kurguya en ufak bir katkı sağlamayan, gereksiz ve uzayıp giden geçmişe dair anlatımlarla doluydu. Ne korku vardı ne de gerilim.
Üstelik kitapta hiçbir karakterin ismi yoktu. Her biri “anne”, “baba”, “çaylak polis”, “erkek çocuk”, "kız çocuk",“genç polis” gibi geçiyordu.
Keşke bir zaman makinesi icat edilmiş olsaydı da geçmişe dönüp bu kitabı okumaya harcadığım zamanı geri alabilseydim.
Son dönemde okumaya çalıştığım ancak yarıda bıraktığım kötü bir gerilim romanı. Cümleler resmen size direniyor beni okuma diye. Bodoslamadan girilen kurgunun hiçbir ilgi çekici yanı yok. Yazar güya gerilim yaratmak için iç seslere başvuruyor. Onlar da 'güm güm güm' ifadelerinden öteye gidemiyor. Arada yapılan geri dönüşlere de ne alaka demeden duramıyorsunuz.
Herkese selam bugün sevmeyi çok istediğim fakat yeterince sevmediğim bir kitap ile geldim. Kitabın konusu aslında çok güzel fakat yazılım şekli o kadar garip ve kopuktu. İlk 150 sayfa zaten asla karakterler ile bağ kuramıyorsunuz. Zira bu kitapta karakterlerin isimleri de yazılmamış. Evet yanlış okumadınız Tüm kitap anne-baba-çocuk-kocası-kadın-oğlu-kızı-kayınpederi-işletmeci-komşu şeklinde ilerliyor. Bence bu şekilde yazılması da bağ kurmayı zorlaştırmış olabilir. İlk 150 sayfa o kadar zorlandım ki okurken kaç defa bırakmanın eşiğinden döndüm bilmiyorum. Ayrıca gerilimi tam okuyacağız derken, saçma sapan geçmişten bir anı okuyoruz ve bu anının ana hikayeye gram etkisi yoktu mesela. Sanki ilk 150 başka biri tarafından yazılmış sonrasını da başkası yazmış gibi. Bu yıl okumakta en çok zorlandığım kitaptı. Kesinlikle çok daha güzel yazılabilirdi üzdü
Konusu;
Şiddetli bir kar fırtınasının olduğu gece, iki çocuğuyla evde yalnız olan bir anne gece yarısı evde garip bir ses duyar. Başta bunun eski evin çıkardığı sıradan bir ses olduğunu düşünür.
Ama merdivenden gelen ağır ayak sesleri ve koridorda beliren karanlık bir figür, bunun bir davetsiz misafir olduğunu gösterir.
Anne çocuklarını evdeki gizli odaya saklar ve adam onları bulmaya çalışırken karanlıkta nefeslerini tutarak saklanmak zorunda kalırlar. Fakat kısa süre sonra kadın, evdeki adamın kim olduğunu ve neden geldiğini bildiğini fark eder. Bir çıkış yolu aramaya koyulur.
Bir anda eve birisi giriyor. Kurgunun hiçbir şekilde zemini yok. Bana göre tamamen zaman kaybı...
Zamanı olan okuyabilir. Bekleyen o kadar çok kitap var ki yarıda kesmek zorunda kaldım!