Acının dili gözyaşıdır ve gözyaşı insanlar arasındaki ayrımı sıfırlayarak onları eşit kılar. Kimseyi eşit yaratmayıp, arada bir de olsa eşit olunsun diye gözyaşını ve acıyı da yaratan Tanrı, bunları, yarattığı keyif verici duygularla harmanlayıp kendimiz için anlamlı ve dengeli bir dünya kurmamızı istedi belki de.
"Yılların ve alınan yaşların bu kadar önemi olsaydı, bu kadar küçük kalabilir miydim karşında? Ve bu kadar büyür müydüm yaptığımın ya da yapamadığımın karşısında!"
Sende farklı bir şey var. Sanki yarım kalmış bir romansın da tamamlanmayı bekliyorsun. Ya da bir şarkı... Yarım bırakıldığı için dillere düşememiş bir şarkı gibisin. Eksiksin ve insan senin hep eksik kalmanı istiyor. Çünkü tek bir cümlen okunsa, herkes ezberleyecek seni.
O, insanların tohum yerine çiçekle ilgilenme kolaycılığının, edebiyatın içinde de yürüyen bir tavır olduğunu düşünüyor ve söylenenlere yalnızca gülümsüyor
Kimseyi öldüremeyeceğimize inanır, sonra gidip öldürürüz. Kimseyi kıracak biri olmadığımızı söyler, can kırıkları üzerinde yürürüz. Ayaklarımız kanadığında o kırıkları yolumuza başkalarının koyduğunu söyler, kendimizi koruruz. Ayaklarımız halimize güler; biz, ayaklarımızın haline bakar, ağlarız. Bir katili kan tutması gibi. Çelişkilerin varlıklarıyız. Tezatlardan besleniriz. Sever, sevmedim deriz. Bir türlü sevemez, çok sevdim deriz.