Tahmini Okuma Süresi:
2 sa. 57 dk.
Sayfa Sayısı:
104
Basım Tarihi:
11 Ekim 2025
İlk Yayın Tarihi:
1 Ocak 1892
Yayınevi:
Dorlion Yayınları
Orijinal Adı:
Sterben
Orijinal Dil:
Almanca
Orijinal Ülke:
Almanya
ISBN:
9786253833213
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak
Sıralamalar
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

"Benimle ölür müsün? "
Puan vermedi·96 syf.··
2026 16. kitabı
·
10 saatte okudu
·
Okunma: 11 Mart 2026 19:12
Arthur Schnitzler 'ın Freud' dan etkilenen bir yazar olduğunu bilerek okuduğum bu kitapta karakterlerin iç dünyasını bir psikolog edasıyla anlamaya çalışabilirsiniz... Birbirini çok seven Felix ve Marie, bu kısa romanın baş karakterleri... Felix bir yıl içinde öleceğini öğrendiğinde başlangıçta Marie' ye gitmesini, dışarıda yaşayabileceği bir hayat olduğunu söylerken, ilerleyen süreçte ölümünden sonra Marie'nin başka insanlarla birlikte bir hayatının olabileceği düşüncesine neden katlanamadı... Sevgi, kendi ölüm korkusunu bastırmalımıydı? Felix bencilce mi davrandı okura kalmış olan sorular? Marie ise öleceğini öğrendiginde başımıza ne gelirse gelsin ikimizi de aynı kaderi yaşamalıyız ben sensiz yaşayamam cümlelerini kurarken, aradan geçen zaman boyunca Felix "ölse de kurtulsam", "keşke herşey bitmiş olsa" noktasına nasıl geldi? Bir gün bile yanından ayrılmamasına rağmen neden böyle düşündü? İnsanın sevdiğini yanında istemesi bambaşka ama başta edilen büyük lafların, sonradan olmaması daha da başka...
Duygu ve Düşünce
ÖlmekArthur Schnitzler · Dedalus Kitap · 2013653 okunma
8/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2021 39. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 15 Ekim 2021 00:29
Birlikte ölmek mi? Nasıl da tüm sevdalıların diline pelesenk bir cümle değil mi? Muhsin Ünlü’nün dediği gibi; ‘Ah canım benim.. Ah benim canım..’ Romanda bir aşk ve acımayla gelen sonsuzluk hissi sonra uyanış evresi kaleme alınmış. Ve ölümün her zaman insanı pamuklaştırmadığı. Aksine, siz niye yaşıyorsunuz kinine nasıl dönüştüğü. Hem evet aferin olması gereken bu dedirten, hem de yok artık abart sende diye yazara kızdıran bir roman olmuş. Ama hala sorguluyorum; biraz acımasızlık değil miydi Felix? Okuyun sevgili okur.
İnsan ve Duygular
ÖlmekArthur Schnitzler · Dedalus Kitap · 2013653 okunma
6/10
·96 syf.··
2019 34. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2019 22:17
Ölmek kitabı birkaç açıdan değerlendirilebilir. Örneğin; hastalığın yıkıcılığı, varoluş sorunları, sadakat, sevgi ve ölmek... Kitabın yazarı Arthur Schnitzler daha önce bazı sinema senaryolarının alındığı kitaplar yazmış. Oldukça kapsamlı bir yazar. Fakat bu eserini o kadar da kapsamlı bulamadım. Hasta bir adamın yokoluşu ve sevgilisine karşı olan sevgisini sürekli canlı tutmaya çalışması gibi konular kısacık kitapta sürekli tekrar edilmiş gibi geldi bana. Belki de kitaptan çok şey beklediğim için böyle düşünüyor olabilirim. Durağan ve sakin bir akışta ilerleyen kitaplardan hoşlananlar için ilgi çekici olabilir.
ÖlmekArthur Schnitzler · Dedalus Kitap · 2013653 okunma
Puan vermedi·96 syf.··
Beğendi
·
2018 46. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 15 Nisan 2018 01:55
Schnitzler'in Ölmek kitabı, yıllar önce anlatılan bir olayı hatırlattı bana.Bir tanıdığımız, çok genç yaşta ölüme adım adım yaklaşırken, eşini yanına çağırıp ona vururdu.Kalan azıcık gücüyle.Sebep kendisinin ölüyor olması, eşinin ise yaşayacak olmasıydı. Roman kahramanı Felix de ölüme adım adım yaklaşırken, dünyadan ayrılmanın hüznünü yaşar.Sevgilisini geride bırakmak zor gelir. Aklıma Ezginin Günlüğü'nün sözleri Ataol Behramoğlu'na ait olan Sen Giderken şarkısı da düştü. "Durdum baktım arkandan sen giderken Bana bir hoşça kal bile demeden giderken İnsan neler duyar anladım o zaman Can alıp başını bedenden giderken"
Edebiyat
ÖlmekArthur Schnitzler · Dedalus Kitap · 2013653 okunma
Puan vermedi·96 syf.··
Beğendi
·
2021 135. kitabı
Freud ile aynı dönemlerde yaşayan Avusturyalı yazar, Freud’un felsefesine duyduğu ilgi hasebiyle tıp eğitimi alarak psikanalize yönelmiş. Freud’un zihnini uzun yıllar işgal eden ve ona yeni hedefler -ya da engeller- koyan fikirleriyle tanınmış. İşte bu fikirleriyle hemhal olmuş bu kısa romanda “edebiyat-psikanaliz” karması ile karşılaşıyoruz. Kitap, iyileşme ümidi olmayan bir hastalığa yakalandığını öğrenen eril karakterin bunu sevgilisine açıklaması ile başlıyor. Başta bu durumu kabullenemeyen kadın, durumun hassasiyeti ve ona olan derin sevgisiyle “onsuz bir hayat yaşayamayacağı” söylemi, her ikisi için de bir kırılma noktası olacaktır. Başta büyük bir şevkle sevgilisine bakan kadının zamanla hastanın egoist tutumu, obsesyonu ve üzerine çöken ölüm korkusuyla daimi olarak tekrarladığı “Yalnız ölmek istemiyorum, dediğinin arkasında duracak ve benimle ölecek misin?” söylemleriyle psikolojisi bozulur. Kimi sayfalarda Zweig etkisi yaratan kitap; ölümün kasvetli gölgesi altında, yaşama ve yaşama bakış açılarına dair pek çok kritiği içeriyor.
Ölmek
Ölmek
ÖlmekArthur Schnitzler · Dedalus Kitap · 2013653 okunma
Puan vermedi·96 syf.··
2022 16. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 12 Nisan 2022 23:19
Ölümcül bir hastalığa yakalanmış ve ölüme hızla yaklaşan Felix, bir de onu canından çok seven Marie'nin hikayesini okuyoruz bu kitapta. Felix'in öleceği anı beklemesi, ölümü bir şekilde kendine kabul ettirmesi, bence hepimizin ölüm hakkındaki duygularımızı az çok yansıtmış. Marie ise Felix'in ölmesini istemeyerek elbette hemen ölmeceyeceğini de umarak hayata büyük bir neşeyle bakıyor. Aslında gerçekte de olan şu değil midir? Ölümcül hastalığa yakalanmış birine evet çok üzülürüz. Fakat biz ona üzülürken kendimizin kalıcı olduğunu mu düşünürüz? Genelde böyle olur. O onun başına geldi. Halbuki o ölüm döşeğindeyken ve sen sapasağlamken de her an ölebilirsin. Burada aklıma yıllar evvel okumuş olduğum Senai Demirci'nin Öldüğüm Gün isimli kitabı geliyor. Kitapta diyordu ki; "Hep başkalarının öleceğini düşünürüz veya onlar öldüğünde onlara üzülürüz, sanki hiç ölmeyecek gibi, sanki her gün biraz daha ölüme yaklaşmıyor muşuz gibi..." İşte bu kitaptaki Marie'nin bakış açısı aslında bu ama bana göre narsist bir kişiliği olan Felix bambaşka düşünüyor. Freud'un zihnini neden bu kadar işgal ettiğini anlıyorum. Çünkü konu yaşarken tatmaktan korktuğumuz, endişelendiğimiz fakat tadanların ne düşündüğünü asla bilemeyeceğimiz; ölüm. Daha yazarsam kendimi tutamayıp kitabı komple anlatasım geliyor. Ama buna gerek yok değil mi? :) Okumanızı öneririm :) Güzel bir kitaptı.
1000Kitap
ÖlmekArthur Schnitzler · Dedalus Kitap · 2013653 okunma
10/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2021 79. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 30 Ekim 2021 00:42
Okuduğum psikolojik tasvir kitaplarından en beğendiklerimden bir tanesi oldu. AA diye diye bencil adama bak diye diye sonunu heyecanla okudum. Flex ve Marianın kendi bakış açılarından ölüm ve yaşam hevesi çok güzel anlatılmış. Bazı kitaplara çok haksızlık yapılıyor. Bu kitap da onlardan bir tanesi. Kesinlikle tavsiye ederim.
ÖlmekArthur Schnitzler · Dedalus Kitap · 2013653 okunma
2/10
·96 syf.··
2020 52. kitabı
Ölmek üzere olan bir adamın, sevdiği kadına karşı gittikçe saplantıya dönüşen sahip kalma içgüdüsünün neredeyse otobiyografik bir dille yaşatıldığı bir eser! “Benimle ölmelisin!” Peki kadın ölmeli miydi gerçekten? Kendisi için yıllarca yapmış olduğu fedakarlığa birlikte ölmeyi de eklemeli miydi? Okunmasa da olur diyebileceğim, edebi yönden tutarlı olsa da felsefi ve düşünsel derinliği olmayan, iç seslerin boğduğu bir kitap... hani olgu çıkınca elinde bir şey kalsın ister okuyucu... Bir fikir, bir derinlik, bir etki... İşte bu açıdan yoksul bir eser...
ÖlmekArthur Schnitzler · Dedalus Kitap · 2013653 okunma
Ölmek
9/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2020 23. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 23 Şubat 2020 10:09
Bazı aşklar vardır ölümüne sevdiğimizi haykırırız. Tıpkı şarkılarda söylendiği gibi yaşamak hüner değil seninle ölmek istiyorum, Sensiz yaşayamam, vs vs. Hep düşünmüşümdür cidden böyle bir ruh hali olabilir mi ya da varsa bunu iddia eden şahıs pratikte bu kahramanca sarfettiği sözleri uygulayabilir mi? Yoksa laf olsun göz boyansın diye mi yapılır bu lakırdılar? Bir dönem kafamda sanki başka işim gücüm yokmuş gibi böyle şeyleri düşünürdüm Devamı : kitapofisihakan.com/edebiyat/olmek
1000Kitap
ÖlmekArthur Schnitzler · Dedalus Kitap · 2013653 okunma
4/10
·96 syf.··
2020 31. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 11 Mayıs 2020 04:36
Kitaplıkta duran uzun süre önce kardeşimin almış olduğu bi kitap. Hadi bugün de bunu okuyayım diyerek girişmişsem de başlarken bir tereddüt içindeydim -gerek kitabın arkadaki açıklaması gerek yazarın kısa hayatını okuduğumdan dolayı-. Okurken de "Hadi oku bitsin de başka kitaba geç" diyerek okudum. Alınmış, okunmamış olmasın diye kitaba verdiğim değerden dolayı da diyebiliriz. Ama 95 sayfayı zorlukla bitirdim. :/ Birbirine aşık iki gençten biri hasta ve ölecek, diğeri ise onsuz bu hayatta kalmak onu bırakmak istemiyor, yaşayamayacağını düşünüyor; Felix ve Marie. Gittikçe ağırlaşan Felix'in hastalığı yanında Marie zamanla yaşamaya olan isteğini farkediyor. Onların bu süreçteki psikanalizleri veriliyor. Sonunda Felix, Marie'den onunla ölmesini istiyor, ama Marie... Bana göre duygulandırmayan, okurken sıkan, basit bir kitap oldu. Hatta duyguyu vermesi gereken kısımlar yapmacık, bayağı geldi diyebilirim, bazı anlatımlar ise gereksiz uzatılmıştı. Kendini tekrarladı sürekli. Belki de ben daha karmaşık olay döngüleri ve düşünceler sevdiğimdendir; Felix ve Marie'nin kendi iç dünyaları daha iyi yansıtılabilirdi böyle bir hikayeye göre. Hep diyaloglar bir şeyler geçirsin, hissettirsin istedim, yoktu. Olumlama yapmayı seven biriyim, her elime aldığımda önyargıyla mı okuyorum acaba diye düşündüm ama kitapta beni çeken -birkaç yer dışında- bir şey olmadı. Sevemedim ://
ÖlmekArthur Schnitzler · Dedalus Kitap · 2013653 okunma

Yazar Hakkında

Arthur SchnitzlerYazar · 12 kitap
Viyana sosyetesinin 20. yüzyılın başlarındaki kokuşmuşluğunun portresini çizen Arthur Schnitzler, bir tıp profesörünün oğlu olarak Viyana'da doğdu. Babasının izinden yürüyerek 1879'da Viyana Üniversitesi'nde tıp tahsiline başlayan Schnitzler, altı yıl sonra doktorluk ünvanını aldı. Henüz 24 yaşında olan genç doktor, Wiener Allgemeines Krankenhaus'un Psikiyatri Bölümü'nde çalışmaya başladı. Mesleğini yürütürken bir yandan da Uluslararası Klinik Dergisi'nde (Klinische Rundschau) redaktörlük yaptı. 1888'den sonra genel polikliniğin müdürü olan babasının asistanlığını yapmaya başladı. Sigmund Freud'un çalışmalarına büyük ilgi duyan Arthur Schnitzler, telkin ve hipnoz konularını özel ilgi alanı olarak seçti. Öğrencilik yıllarında edebiyatla ilgilenmeye başlayan ve ilk ürünlerini o yıllarda veren yazar, şiirleriyle düzyazılarının düzenli olarak dergilerde yayınlanması nedeniyle kısa sürede tanınmaya başladı. Hermann Bahn ve Hugo von Hofmannsthal ile görüşüyordu. Bu yazarlarla birlikte 1890 yılında Genç Viyana (Junges Wien) adlı yazarlar birliğini kurdu. Üç yıl sonra muayenehane açmasına rağmen doktorluk işini uzun süre yapmadı. Onun yerine yazarlığa yoğunlaşarak ve tek tek insanları örnek alarak Avusturya-Macaristan'ın toplumsal ve siyasal gerçeklerini yansıttı. Edebi kariyerine "Anatol" adlı tiyatro eseriyle başlayan Schnitzler, yedi tek perdelik oyunla delifişek melankolik bir gencin serüvenlerini anlattı. İki yıl sonra burjuva toplumu ve ahlak anlayışını eleştirdiği "Gönül Eğlencesi" oyunuyla dram yazarı olarak ünlenmeyi başardı. On perdeden oluşan ve her perdede sevişmek üzere bir araya gelen iki insan arasındaki ilişkiyi anlattığı "Rondo", büyük skandala neden oldu. Her perdede cinsel birleşmeden önce ve sonraki konuşmalara yer veren Schnitzler, kişilerin cinsellikle ilgili tutumlarını ve içgüdülerini ifade etme biçimlerini, toplum içindeki statüleri açısından tipik bir davranış biçimi olarak sergiledi. Geleneklere boğulmuş ve yalnızca cinselliğin insanları birbirine bağladığı bir toplum panoraması çizmek isteyen yazarın bu oyununun sahnelenmesi 1904'te yasaklandı. Dram yazma işine iyice ısınan Schnitzler, 1899'da Fransız İhtilali'yle ilgili gerçeklerle insanın kendini anlaması arasındaki hatalı orantıyı gözler önüne serdiği "Yeşil Papağan" oyununu yarattı ve bu oyunda kıskançlık nedeniyle işlenen suçu, devrimci bir hareket olarak stilize etti. Yazar, yüzyılın başında yayınlanan "Teğmen Gustl" adlı öyküsünde, imparatorluğun ahlak düsturunu sorguladığı kişinin bilincini doğrudan doğruya yansıtabilmek için Alman edebiyatında ilk kez iç monolog tekniğini kullandı. Bu eserde bir fırıncı tarafından onuru zedelenen kahramanın düşünce akışı titizlikle incelendi. Fırıncıyı subay düsturuna uyarak düelloya davet edemeyen kahraman kendini öldürmek ister. Ne var ki fırıncının doğal yollarla ölümü onu bu düşüncesinden vazgeçiren en önemli sebepler arasındadır. "Teğmen Gustl"un bu biçimde son bulması yazarın kamuoyu tarafından protesto edilmesine ve sonunda Schnitzler'in elinden subay rütbesinin alınmasına neden oldu. Yazarın 1900'den sonra yazdığı dram ve öykülerinde konular genellikle aynıydı. Olaylarla duyguları analiz edip insanı zora koşan geçerli ahlak anlayışını eleştiren ve kahramanlarını içinden çıkamadıkları geçim sıkıntıları içine sokan Schnitzler, "Issız Yol" oyununda dolaylı diyalog yöntemini kullanarak farklı bir yöntem izledi. Toplumla birey arasındaki ilişkiye psikolojik açıdan yaklaşan yazar "Büyük Ülke" adlı traji-komedisinde çözülmekte olan bir toplum içinde özel yaşantıların çöküşünü anlatır. "Profesör Bernhardi"de birey ile toplum arasındaki zıtlığı konu alan Schnitzler'in bu oyunu Yahudi düşmanlığıyla hesaplaşma niteliği taşır. Yahudi bir hastane yöneticisi, ölümcül bir hastalığa yakalanan hastasını son nefesinde uyandırmamak için papazın gelip kendisini görmesine izin vermez. Yahudi karşıtı bir atmosferin fonu önünde mahkemede cezaya çarptırılsa da halkın düşüncesi değişmez ve suçsuzluğu kanıtlanır. Uzun süre oyun yazan Arthur Schnitzler, 1920'lerden itibaren roman ve öykü dalında ürünler vermeye başladı. Yazar, "Fraiulein Else" adlı romanında toplumsal statülerini koruyabilmek için kendilerine para vermesi beklenen bir adamın önünde çırılçıplak soyunması istenilen genç kızın ruhsal çatışmalarını gözler önüne serer. "Düş Öyküsü" ise özel bir felâketle sonuçlanmayan tek tük yapıtlarından biridir. Burada bir karı koca geçirdikleri evlilik bunalımı sayesinde birbirlerine karşı daha anlayışlı olmayı öğrenirler. Evlilik dışı doğan çocuğu yüzünden toplum tarafından dışlanmış olan genç bir kadının öyküsü olan "Therese" adlı roman yazarın son eseridir. Dışlanmış olmasına rağmen kendi yolunu çizmek isteyen genç kadın bakılmak için evlenmeyi reddeder. İç monolog tekniği kullanarak psikanaliz ilkelerini aktarmasıyla Alman edebiyatında ün yapan Arthur Schnitzler, 21 Ekim 1931'de Viyana'da yaşamını yitirdi. Eserleri Öyküleri: Teğmen Gustl (Leutnant Gustl, 1900), Bayan Else (Fraiulein Else, 1924), Düş Öyküsü (Traumnovelle, 1926), Therese (1928) Oyun: Anatol (1893), Gönül Eğlencesi (Liebelei, 1895), Rondo (1896), Yeşil Papağan (Der grüne Kakadu, 1899), Issız Yol (Der einsame Weg, 1903), Büyük Ülke (Das weite Land, 1911), Profesör Bernhardi (1912)