DİKKAT ÖLÜM VAR!!!
İMAM GAZALİ'NİN şu sözüyle başlamak istiyorum:
"İnsanoğlu o kadar dünyevileşir ki mezar kazan bile öleceğine inanmaz."
Biz insanoğlu bugün varız hazırlık yaptığımız yarında belki yokuz.Bir dakika sonrasının bile garantisini veremeyiz.
Bir söz var:"Misafir yolunu düşünmeli.Nasıl ki bu odadan çıkacağım diğer bir günde dünyadan çıkacağım."
Kalıcı olmayan geçici olan bu dünya için kalıcı olan ahiret hayatımızı yakmaya değer mi???
* "Yoksa ahiret hayatından vazgeçip,dünya hayatına mı razı oldunuz?"
(Tevbe suresi/38)
*"Onlar şu geçici olan dünya hayatını seviyorlar, önlerindeki ağır bir günü ise ihmal ediyorlar."
(İnsan Suresi 27.)
Ah biz insanlar çok dalıyoruz bu geçici dünyaya...
İmam Gazali'nin bu kitabı daldığımız bu dünyanın bir sonu olduğunu ölümün her an gelip bizi bulabileceğini ona göre hazırlık yapmamızı hatırlatıyor.
Tüm dünyaya dalan tüm müslümanların okuması gereken bir kitap.Herkese tavsiye ederim.
Nefes aldığımız her süreç bize verilmiş bir lütuftur.Bunu iyi değerlendirmek lazım yaptığımız her işte sadece Allah'ın rızası için yaşamalıyız.
Rabbim cümlemizden razı olsun.Bizlere hakkıyla Müslümanlığı yaşamayı nasip etsin...
En'am Süresi 32.ayetle kapatmak istiyorum:
"Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Ahiret yurdu, takvâlı (duyarlı) olanlar için şüphesiz ki hayırlı olandır. Akıl etmiyor musunuz?"
Okuduğunuz için teşekkürler.
Her an ölebiliriz hakkınızı helal ediniz.
Benim sizlere hakkım helaldir.
Allah'a emanetsiniz...
Eserde ölüm anı,kabir hayatı, ahiret yolculuğu, mahşer günü ve cennet, cehennem kavramları tasavvufi bir dille ve etkileyici örneklerle anlatılıyor. Gazali ölümü son olarak değil hakiki hayatın başlangıcı olarak görmemizi sağlıyor. Dünyaya çok fazla bağlanmak insanı gaflete düşüreceğini, gerçek huzurun ancak ahiret bilinciyle mümkün olduğunu gösteriyor çok güzeldi bence herkes okumalı..)
Ölüm ve Ötesiİmam Gazali · Gelenek Yayıncılık · 20153,820 okunma
Merhabalar.
Kitap kısa ve öz. İmam Gazali'nin kendine özgü bir tarzı var. Az sayfalarda çok şey anlatabiliyor. Bu kitap da aynı öyle.
Genelde hadisler, ayetler, rivayetler üzerinden ölüm, kıyamet, sûr, cennet, cehennem ve benzeri konulara değiniyor. Ölüm esnasından bahsediyor. Hz. Peygamberin ve birkaç sahabenin ölüm anlarından örnekler vermiş. Diyorsunuz ki bu güzel insanlar böyle öldüyse...
Kitabı okuduktan sonra bir bende mi oldu bilmiyorum dünya gözünüzde küçülüyor. Cennetten, cehennemden, kıyametten bahsettiği bölümlerde bunlar varken bu dünyada yaşadıklarımız ne diyor insan içten içe. Zaman zaman korkuyorsunuz, zaman zaman umutlanıyorsunuz ama neticede Allah'ı, ahireti düşünmek için güzel bir kitap, güzel bir vesile.
Benim hiç başucu kitabı dediğim bir kitap olmamıştı ama bu kitap başucu kitabı olmaya aday. Bence tek seferde okunup kenara koyulacak bir kitap değil. Düzenli aralıklarla ele alınması gereken bir kitap. Ki unutup dünyaya dalmayalım. Okumanızı tavsiye ederim, ben çok beğendim.
Eğer okuyacak olanlar varsa, iyi okumalar diliyorum.
Hepimiz birer yolcuyuz.. Sonsuzluk yolcusu hemde. Sonsuzluğa doğru giden bir yoldayız.. Doğum bu sonsuzluk yoluna başlangıç, ölüm ise idrak etme olayıdir. Hadisi şerifte söylendiği gibi 'ölmeden önce ölünüz' . Bu yolda nelerle karşılașagini bilmek hepimiz için elzemdir. Gazzali'nin bu kitabı kuran ve hadis öğretisiyle bu sonsuz yolculukta bize rehberlik yapacak en gözde eser..
İyi günler sevgili okurlar. Gazzali'nin okuduğum önemli kitaplarından biri de "Ölüm ve Sonrası" oldu. Kitap bana çok etki etmedi. Ancak belki de bunun nedeni de #kitabın ağırlığı# olabilir. Okurken ölümü tefekkür etmeye çalıştım. Ancak başaramadım. Genç olmam bunda bir sebep olarak gösterilebilir. Başta peygamber efendimiz ( s. a. v ) ölümü olmak üzere önemli bir konuya değinilmişti. Okumanızı tavsiye ederim. Ancak beni pek etkileyen bir kitap olarak görmüyorum. Belki de 70 - 80 yaşlarında okusaydım farklı olabilirdi. Sonuçta her kitabın okunma yaşı olduğu kanâatindeyim.
Herkese merhaba, İmam Gazali’nin ölüm ve sonrası isimli eserinden kısaca bahsetmek istiyorum. Dünya telaşına ne kadar kapıldığımı, asıl hazırlık yapmam gereken yerin burası değil sonrası olduğunu daha derinden hissettim. Belki de bu kitabın bana en büyük katkısı; korkutmak değil, uyandırmak oldu.
Kitabı bitirdiğimde içimde garip bir sükûnet oluştu. Ölümü hep uzak bir ihtimal gibi düşünürken, aslında hayatın en kesin gerçeğiyle ne kadar yüzeysel yaşadığumu fark ettim. Bu kitap bana korku değil, farkındalık verdi. Dünya telaşının içinde asıl unuttuğum şeyin “sonrası” olduğunu hatırlattı.
Artık ölüm bana bir son değil… daha çok bir dönüş gibi geliyor.
Kitapla kalın.
Ölüm ve Ötesi , kalbimi derinden etkileyen, adeta iç âlemimi sarsan bir yolculuk oldu. Ölümün ve ahiret hayatının ciddiyetini, dünyadaki gafletin ne kadar ince bir perdeyle örtüldüğünü her sayfasında hissettirdi.
İmam Gazâlî, yalnızca ölümden bahsetmiyor; kulun Rabbine nasıl döneceğini, hesap günü nasıl bir mahcubiyetin yaşanabileceğini hatırlatıyor. Kitapta geçen peygamber kıssaları, özellikle peygamberlerin ümmetleriyle yüzleşmeleri beni çok etkiledi. Kur’an’da doğrudan yer almayan, ama İslam büyüklerinin aktardığı derinlikli rivayetlerle karşılaşmak hem şaşırtıcı hem de uyarıcıydı.
Bazı bölümler ağır geldi, hatta kendimi eksik ve hatalı hissettim. Ama belki de bu kitabın en büyük faydası bu: insanı kendine döndürmek.
Kendine gelmek isteyen herkesin okuması gereken bir kitap.
Sabırla, sindirerek, içe dönerek okunmalı. Rabbim hepimize ölüm gerçeğini hakkıyla hatırlamayı nasip etsin.
Okuyacaklara iyi okumalar dilerim.
ölüm takva sahibi olanlar için bir selâmet, kurtuluş ve vuslat kapısı, azgın ve taşkınlar için ise Kıyâmet'e kadar kabirlerinde zillet içinde bekleyecekleri bir hapishane
Ölüm ve Ötesiİmam Gazali · Gelenek Yayıncılık · 20153,820 okunma
Ölmek
Aslında basit bir kelime ama içine girdiğimizde görüyoruz ki...
Okuduğum kitap kısa haliydi
Kısa olmasına rağmen okumam uzun sürdü çünkü bazı cümleleri günlerce düşünmek istedim
Kitaba başlamadan önce şu soruları kendimize sorsak cevaplarını not edip kitabi okuduktan sonraki yorumlamamıza baksak gerçekten büyük bir farkındalık yaşayacağımıza eminim
Ölmek ne demektir?
Ölmek iyi bir şey midir?
Ölümü ne kadar sıklıkla anıyoruz?
**
Bu dünyaya ve mallara o kadar bağlanmışız ki asıl hayatımız için bir şeyler yapmıyoruz. Asıl emelimiz başka olmalıdır.
**
Kitap ölümden bahsederken sahabelerin hayatından da kısa örnekler vermiştir.
**
En sevdiğim cümle şu olmuştur:
"...Ben ölümü saadet olarak, zalimlerle beraber yaşamayı da cürüm olarak görüyorum."
Hz.Hüseyin
“Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince ne bir an geri kalırlar ne de bir an ileri gidebilirler.”
(Araf, 34)
Bir inceleme yazmak hiç bu kadar zor olmamıştı sanırım. Bu kitap hakkındaki düşüncelerimi tek kelime ile “yutkunamıyorum” şeklinde ifade edebilirim.
Bu yazdıklarım bilhassa ilk kendi nefsim içindir, herkes kendi nizamını kendi içinde kursun.
Beklenen son, özlenen sonsuzluk ve hepimizin gideceği yol ölüm.. Ah âciz beden dünyanın şehvetine, hevâsına, hevesine daldın verdiğin sözü unuttun. Seven sevdiğine verdiği sözü unutur mu? Hani Kâlû Belâ’da verdiğin söz, hani şimdiki sen! Bu nasıl bir çatışmadır Ya Rabbi, sen bize Rahmet et..
Dünyada günler nefs hevesinde ilerlerken, bir gün ölüm meleği (Azrail) gelecek ve sonsuzluğa yolculuk başlayacak. İyi bak bakalım âzığın tam mı? Yoksa fâniye daldın, unuttun mu Bâki’yi? Allah muhafaza buyursun.
Gerçekten biz nefis deryasında kaybolan bir balık misaliyiz. Kara göründü çıkma vakti. Ama ne çıkacak bir kuvvet ne de kudret var. Ah zaman, geri gelsen de idrak etsem;
“Fâni dünyadan sonsuz dünyaya yolcu bir âciz” olduğumu.
Şeytana, nefse uyduk daha var dedik ama bak ölüm geldi kapında. Vakit hesap verme vakti. Ama ondan önce ölüm konusuna değinelim. Yazar ölümü eserde öyle bir anlatmış ki Allah o günümüze yardım etsin. Canı çıkmayan bu hâli anlayamaz şüphesiz. Ama o gün içinde hazırlanmak gerek. Şüphesiz duamız, hayırlı ömür hayırlı ölümdür. Rabbim kabul eylesin.
Öldün, tüm sevdiklerin bıraktı gitti. Hâni nerede o senin için ölenler, sensiz yapamayanlar. Gelip kurtarsalar ya seni âkıbetinden. O’ndan korkar yine O’nun Râhmetine sığınırız.
Ahiret hayatı, kıyâmet derken Cemâlullah’ın (c.c) huzuruna çıkma vakti geldi çattı. Seni senden daha iyi bilen, kalbini okuyanın huzurundasın. Rabbim o günümüze yardım
Gazzâlî (Farsça: الغزّالی) (d. 1058, Tus - ö. 18 Aralık 1111, Tus), Büyük Selçuklu Devleti devrinin İslam âlimi, filozofu, mutasavvıfı ve müderrisi. Fars asıllı olduğu sanılan Gazzâlî'nin lakapları Hüccetü’l-İslâm ve Zeynüddîn'dir. Genel olarak Gazzâlî ve İmam-ı Gazzâlî isimleriyle tanınmaktadır.
Gazzâlî Hicri 450 (Miladi 1058) yılında Horasan'ın Tus şehrinde doğmuştur. İlk öğrenimini Tus'ta Ahmed bin Muhammed er-Razikânî’den almış, daha sonra Cürcân şehrine giderek Ebû Nasr el-İsmailî’den eğitim görmüş daha sonra 28 yaşına kadar Nişabur Nizamiye Medresesi’nde öğrenim görmüş, itikadî düşünce olarak Ebü'l Hasan Eş'arî’den ve ameli görüş olarak ise Şafiî'den etkilenmiştir. Hocası İmam-ı Harameyn lakaplı Abdülmelik el-Cüveynî 1085 yılında ölünce Nişabur’dan Büyük Selçuklu Devleti’nin veziri Nizamülmülk’ün yanına gider. Nizamülmülk'ün huzurunda olan bir toplantıda verdiği cevaplarla diğer bilginlerden üstünlüğünü kanıtlayarak 1091 yılında Bağdat’taki Nizamiye Medresesi'nin baş müderrisliğine tayin edilir. Burada bilgisi ve edindiği öğrenci topluluğuyla kısa sürede ün ve saygınlık kazandı. Tasavvuf'a yöneldi ve Ebû Alî Farmedî'nin tesiriyle bu alanda yoğunlaştı. Bu ilgi ve hac arzusuyla medresedeki vazifesini bırakarak 1095 yılında Bağdat'tan ayrıldı ve Şam'a gitti. Şam da iki yıl kaldıktan sonra 1097 yılında hacca gitti.
Hac sonrası Şam'a döndü ve buradan Bağdat yoluyla Tus'a geçti. Şam ve Tus'ta bulunduğu sürede uzlet yaşamı sürdü ve tasavvuf alanında ilerledi. Bağdat'tan ayrılışından on bir yıl sonra 1106 yılında Nizamülmülk’ün oğlu Fahrülmülk'ün ricası üzerine Nişabur Nizamiye Medresesinde tekrar eğitim vermeye başladı. Buradan kısa süre sonra Tus'a dönerek yaptırdığı tekkede müritleriyle birlikte sufi yaşamı sürdü. Gazzâlî 1111 (Hicri 505) yılında doğum yeri olan İran'ın Tus şehrinde öldü.
Gazzâlî’nin yaşadığı dönemde İslam âleminde siyasî ve fikrî büyük bir karmaşa hakimdi. Bağdat’ta Abbasi halifelerinin gücü zayıflamasına karşın Büyük Selçuklu Devleti’nin sınırları genişliyor ve nüfuzu artıyordu. Melikşah’ın veziri Nizamülmülk savaş meydanlarında zaferler kazanıyor, ilim meclisleri denilen tartışma ortamlarını ve medreseleri açıyordu. Bu dönemde Mısır tahtında Şiî-Fâtımî hanedanı vardı. Avrupa’da ise Endülüs Emevi Devleti gerilemekte idi.
İlk Haçlı Seferi de Gazzâlî döneminde yapılmış, Gazzâlî 40 yaşında iken Antakya haçlılarca kuşatılmış bir yıl sonra da Kudüs ele geçirilmiştir. Hasan Sabbah ve Ömer Hayyam da Gazzâlî ile aynı çağda yaşayan tanınmış kişilerdir. İslam âlemindeki bu karışıklığı fikrî bir çöküntü tamamlıyordu.
Gazzâlî'nin öğrenme merakı onun çok sayıda dini ve fikrî akımları araştırmasına neden oldu. Yaşadığı dönemde hakikati bulmak isteyen insanların dört kısıma ayrıldığını ve her birinin hakikati kendi yolunda aradığını gördü. Bunlar; felsefeciler, kelâmcılar, sûfiler, bâtınîlerdi. Hepsinin görüşlerini inceleyerek; kelâm, felsefe ve Bâtınîlik yolunu kitaplarında ayrıntılarıyla tenkit etti ve sûfilerin yolu olan tasavvufa yönelerek hakikati bu yolda aradı.