Çağdaş Rus edebiyatının en önemli çekincelerinden birisi komünizmdir. Yazılanlara yansıyan post-travmatik stres bozukluğunun etkisi 1990 sonrasında da devam eder. Ülkenin geçmiş yönetimine dair eleştirilecek çok şey vardır. İki kutuplu dünyada o bitmek bilmez yarışta bir nevi insanlar adeta daha hızlı devinmeye zorlanmış bir motorda, maddi ve manevi olarak, yakıt olarak kullanılırlar. Bunun en bariz örneği Pelevin’in romanında ayyuka çıkar.
Bir kere Rusya’nın ya da ABD’nin uzay programı acımasız bir sertlikle devam eder. Amaç uzayda belirtilen hedefe karşıdakinden daha erken ulaşmaktır. İlkçağlardaki insanların uzayı felsefik olarak keşfedecek düşünce yarışlardan farklı olan birer fetih hikayesine dönen bu müsabakada uçsuz bucaksız kainatın ilk durağı Ay’a bayrak dikmek amaçtır. Ama amaç mantıklı mıdır tartışılır.
Bu açıdan Omon Ra bir devlet eleştirisidir. İlk aşamada güle ulaşmak için papatyaları ezen köhne zihniyete sert eleştiriler yönlendirilir. Sonrasında çocuk algısının bile çözümleyemeyeceği bir hayat parçasının saçmalığından dem vurulur. Hayattan ulvi değer uğruna vazgeçilebilecekken değer yargılarına girmiş absürt durumların sorgulanması gerektiği akla gelir. Salt düşünsel platformlarda dile getirildiğinde bile aforoz ihtimali olan dönemine göre sakıncalı bir alanda kalem oynatmak ise her daim güçtür.
Eser her ne kadar Sovyet uzay kahramanlarına atfedilmişse de acaba gökyüzünün bir tık ilerisinde olmaya gerek var mıydı sorusu ortaya çıkar. İnsanın karşısına zirveye ulaştırılmak istenen fikir konur. Fetişizm boyutlarına varan fikri ihya etme hali insanı dibe çeker. Hedeflerine ulaşmak için gerektiğinde canından geçen insan yüceltilir fakat fikrin içi, onu kullanan tiplemelerin yaratığı hayal kırıklığıyla, boşaltılır.
Yeri gelir devletler için himayelerinde