Üstün Dökmen’in Özgür Gölge kitabı, ilk bakışta kısa ve sade bir masal gibi görünse de aslında insanı uzun uzun düşündüren, toplumun görünmez kurallarını sorgulatan güçlü bir anlatı. Yaklaşık yüz sayfalık bu eser, “gölge” metaforu üzerinden bireyin özgürlüğünü, toplum baskısını, vicdanı ve çocuklara karşı sorumluluğumuzu oldukça naif ama etkileyici bir dille anlatıyor.
Kitabı okurken en çok dikkatimi çeken şey, Üstün Dökmen’in özgürlüğü büyük ve karmaşık cümlelerle değil; sade, insani ve herkesin hissedebileceği duygular üzerinden çözümlemesi oldu. Özellikle gölgelerin bile bir vicdan taşıyormuş gibi anlatılması, insanın kendi davranışlarını sorgulamasına neden oluyor. Çünkü kitap boyunca aslında gölgeleri değil, insanları okuyoruz.
Bazı cümleler kitabın ruhunu tek başına taşıyabilecek kadar güçlüydü:
“Kamil Efendi, Kamil Efendi…
O sadece senin çocuğun değil, hepimizin çocuğu.
Hiçbir çocuğa vuramazsın.”
Bu sözler, bir çocuğun yalnızca ailesine değil, bütün topluma emanet olduğunu çok yalın ama çarpıcı şekilde anlatıyor. Kitapta çocukların korunması gerektiği fikri yalnızca bir öğüt gibi değil; vicdani bir sorumluluk gibi hissettiriliyor.
Bir başka etkileyici cümle ise:
“Yalanlar döner dolaşır, bir yılan gibi kıvrılıp sahiplerini sokarlar bazen.”
Bu ifade, yalanın sadece karşıdakine değil, en sonunda insanın kendisine zarar verdiğini çok güçlü bir metaforla anlatıyor. Kitap boyunca bu tarz cümleler insanın zihninde uzun süre kalıyor.
Ve belki de kitabın en dokunaklı kısmı şu satırlardı:
“İnsanların yüzlerinin ve gözlerinin rengi başka başka da olsa, gözyaşlarının rengi hep aynıdır; gölgelerinin rengi de…”
Bu cümle, farklılıkların ötesinde insan olmanın ortak tarafını öylesine zarif anlatıyor ki kitabın bütün mesajı sanki burada toplanıyor. Irkın, görünüşün,