"Din, Tanrı’nın Kelamı; İktidar ise İnsanın Yalanıdır."
Okan Çil, Peygamber’de bizleri mucizelerin göz kamaştıran parıltısıyla değil, o parıltının ardına gizlenmiş karanlık hırslarla tanıştırıyor. Yazar, kutsal metinlerin o ağır ve dokunulmaz zırhını bir cerrah titizliğiyle soyup çıkararak, altındaki çıplak, terli ve hırslı "insanı" tüm gerçekliğiyle önümüze koyuyor.
Peygamberlik Bir Hırkaysa... bu roman o hırkanın dikiş yerlerinden sızan kanın ve terin hikâyesidir. Karakterler ulaşılmaz birer ikon değil; bizler gibi kıskanan, korkan ve hata yapan, etten kemikten ruhlardır.
Burada anlatılan sadece Yakub ve Esav’ın kadim hikâyesi değil; bir annenin kumpası, bir babanın sessizliği ve iki kardeşin birbirine düğümlenmiş makus talihidir. Yazar, bu binlerce yıllık anlatıyı modern bir aile faciasına dönüştürürken şu can alıcı soruyu sorduruyor: “Bir lütuf, sahibini ne kadar çürütebilir?”
Kutsal olanı gökten yere indirip, kalbin en karanlık dehlizlerine hapsediyor.
Tarihin "kaybeden" ilan ettiği Esav’ın hakkını, edebiyatın adaletiyle teslim ediyor.
Saf bir inancın, mülkiyet ve üstünlük hırsıyla nasıl kirlendiğini bir trajedi olarak sunuyor.
Bu roman, gökyüzünden gelen sesi değil, toprağın altında birbirinin kuyusunu kazan kardeşlerin nefes alışverişini duyuruyor bize.
Okurken kendinizi şu temel soruyla baş başa bulacaksınız: __Tanrı mı seçer, yoksa insan kendi kaderini hırslarıyla mı inşa eder__?
Not : Kitabın, kurban hadisesinde İslami gelenek yerine Yahudi anlatısını temel almasının nedenini hikâyenin odağındaki Yakub ve Esav karakterlerinin babalarıyla olan travmatik bağını anlamak için kurgulandığını düşünüyorum.