Kapınızın önünde kopmuş kollar ve bacaklar görmek..!
Uyuyor gibi görünen insanların aslında ölmüş olduğunu bilmek..!
Oturduğunuz dairenin pencerelerinden gelen kurşunların duvarlara isabet etmesi..!
Açlıktan ölüyor olmanıza rağmen zehirli olması şüphesiyle önünüze gelen herhangi bir şeyi yiyememek..!
Vebalı gibi sizi "diğerlerinden" ayıran simgeler taşımak... Kısacası öteki olmak...
Savaşın kaç yüzü var sahi?
Tüm bu katliamları yapanlarla, bunun komutunu verenler arasındaki fark ne?
Eline kan bulaşmadan binlerce insanın katili olunur mu?
Ya da insanların içindeki bu katletme dürtünsünü tetikleyen ideolojilerin bir sınırı var mı?
Sorular sorular... Binlercesi.
Kabil'in başlattığı bu savaşın günümüze yansıması, atılan ilk taşın yerine gelenler yüzünden taşı masum kılar oldu gözümüzde!
Peki ya cevaplar..?
Savaşın görünen tek yüzü var o da acımasız! Görünmeyen yüzü de...
Ve fikirler eylemlerin proje hali, aynı etkiyi yaratan türden!
Ayrıca kan dökmeyen katil dolu dört bir yanımız!
Sınır falan da yok...
Ne sevginin sınırı var bu dünyada ne de nefretin.
Sebebi her ne olursa olsun ikisinin de dozundaki aşırılık insanlığın laneti...
Ne uğruna..?
Toprak, dil, din, ırk, mezhep, özgürlük, bağlılık, fikir, aşk, zevk...
Seçenekler çok fazla. Bu uğurda eğer ki niyeti varsa bir insanın, diğerini yok etmesi için, bahaneden kolay ne var şu dünyada.¿
II. Dünya savaşında Alman işgali altındaki Polonya'da yaşayan, Piyanist Wladyslaw Szpilman'ın gerçek yaşam öyküsünü anlatıyor kitap... Adına ne denirse densin savaşın temelindeki niteliğin "yıkım" olduğu gerçeğini değiştirmiyor tabi ki. Ayrıca barış getirmek için savaşmak kadar ironik bir inanca sığınacak kadar da yoksun kaldık insanlıktan artık... Bu eser ise mucize bir kurtuluşun sonucu gibi görünse de temelde aslında tamamen bir