Sıra dışı bir zihnin ürünü olduğu aşikar, farklı ve bir o kadar da müthiş bir roman Zavallılar.
Yirminci yüzyıl Glasgow’unda, bir müze görevlisinin eline tesadüfen geçen ve önceki yüzyılda anılarını kaleme almış bir doktorun kitabından bahseden bir mektupla başlıyor kitap. Bu mektuptan hareketle, “Bir İskoç Hükümet Tabibinin Eski Yaşamından Sahneler İsimli” mevzu bahis kitabı okuyoruz aslında, Alasdair Gray da bu kitabın editörü olarak çıkıyor okurun karşısına (Unamuno’nun Sis’ini anımsattı bana bu kısım). En başından oyunlu bir metin olduğunu belli ettikten sonra, fantastik ve bilimkurgu kategorilerine dahil edebileceğimiz, doktor McCandless’ın anılarına geçiyor ve Frankesteinvari bir hikaye okuyoruz; bir tıp öğrencisinin nehir kenarında bulduğu gebe bir kadın cesedini bebeğinin beyniyle yeniden hayata döndürmesi etrafında şekilleniyor bu kurgu da.
Viktoryen bir bilimkurgu romanı okuyacağınızı zannederken birden çok daha derinlikli ve katmanlı bir romanla karşılaşıyorsunuz. Öncelikli olarak, sıfırdan hayata başlamış, herhangi bir eğitimden geçmediği, ortak kabulleri, sosyal kodları, dayatılan normları miras almadığı için bunlarla bir kalıba girmemiş karakterle beraber doğal yasalar, kurallar olarak kabullendiklerimizle zaman ve mekan algımızı sorgularak başlıyor Gray, ki bu kısmı da bana Caspar Hauser’i anımsattı. Sonrasında oldukça cesur ve ince bir kara mizah anlayışıyla emperyalizm ve kapitalist sistem eleştirisi sunuyor: Sanayi Devrimi sonrası pazar yarışından başlıyor, neden bir kesim fakir kalmalı, düzenin çarkları nasıl işliyor, tarih, politika, din, eğitim sistemi ve tıp bile nasıl bu düzene hizmet ediyor, savaşlar neden var olmaya devam etmek zorunda gibi pek çok açıdan oldukça güçlü bir sistem eleştirisi paylaşıyor. Fakat Gray, en muhteşem fikirlerini