Profesör Unrat, klasik edebiyattaki ve hatta genel olarak edebiyattaki en nevi şahsına münhasır karakteri için bile okunası bir klasik. Öyle bir karakter inşa etmiş ki Heinrich Mann, insan karakterine ilişkin nokta atışı tespitlere dayanan, bu bakımdan oldukça gerçekçi, aynı zamanda özellikle yazıldığı dönem düşünüldüğünde çok ileride ama bugün bile cesur ve rahatsız edici.
Yirminci yüzyılın başlarında, Almanya’nın küçük bir kentinde öğretmenlik yapan, 50’li yaşlarının sonunda bir adamın, öğrencilerini cezalandırabilmek adına ‘enseleyebilmek’ için çıktığı yolda hayatının tepetaklak olmasını anlatıyor kitap kısaca. Ava giderken avlanıyor aslında karakterimiz ama bir yerde kendi karakterinin bataklığına düşüp debeleniyor. Katı kurallara sıkı sıkıya bağlı, bu kurallara uymayanları cezalandırmanın gerekliliğine inanan ve hatta bu kuralları çiğneyenlerin başına kötü bir şey gelmesinden zevk alacak denli ‘yanlış’ yapan insanlara hınçlı, çok despot bir karakter Profesör Unrat. Fakat asıl can alıcı nokta şu ki, tüm despotlar ya da ahlak bekçileri gibi, aslında saygı duyduğu değer yargıları olduğundan değil bu katılığı; insanlar üzerinde tahakküm kurmanın, kabul göremediği topluluktan bunun hıncını almanın, üstünlük kurmanın bir yolu olarak kullanıyor ahlak kurallarını bir nevi. Hal böyle olunca, bu kuralları çiğnemenin üstünlük kurmaya uygun olduğu ortamlarda da işler tamamen değişiyor.
Heinrich Mann, toplumsal çürümeyi resmederken, etiyle kemiğiyle bu yozlaşmanın vücut bulmuş hali olan karakterle beraber de insan doğasına ayna tutuyor resmen. Böylelikle hem toplumsal kurallar hem de insanın bunlarla ilişkisi üzerine düşünmeye sevk ediyor. Oldukça yalın bir dille kaleme alınmış, yer yer olaylar fazla hızlı gelişiyormuş hissi verse de genel olarak keyifle okunan, etkileyici
Profesör UnratHeinrich Mann · Othello Yayınevi · 202160 okunma
0 puan olsa 0 veririm. Bu kadar boş, hiçbir şey katmayan, okunmayan kitap olamaz. Okuyamadıkça cebelleştim, yarım bıraktım. Zaman israfından başka bir şey değil.
Profesör UnratHeinrich Mann · Othello Yayınevi · 202160 okunma
Çok ilginç bir kitabın yorumuyla geldim ️ Yoruma geçmeden önce, kitabın 1930 yılında “Mavi Melek” ismiyle filme alındığını ve çok ses getirdiğini de belirtmek istiyorum
.
Profesör Raat, bütün kent tarafından Unrat (Çöp) lakabıyla anılan lisede profesör bir edebiyatçıdır. Öğrencileri tarafından hiç sevilmeyip alay konusu olan Unrat’ta öğrencilerinden nefret etmektedir. Başarısız olmaları için elinden gelen tüm zorlukları gösterir. Tek gayesi de onları suç üstü yakalayabilmektir. Ama içlerinde bir öğrenci vardır ki ona olan kini saplantı haline gelmiştir. Herkesin ağzından duyduğu alaylı ismini ondan duymamış olmasına rağmen onu enselemeyi kafasına koymuştur. Bir gün bu öğrencinin defterinde bulduğu bir isim ona büyük bir fırsat sunmuştur. Bu isim ise bir batakhanede şarkı söyleyen bir kadına aittir.
.
Rose adındaki bu kadını bulup hem öğrencileri enseleyecek hemde kadını, öğrencileri zehirlediği için paylayacaktır fakat işler hiçte düşündüğü gibi gitmez ve o da herkes gibi kadının büyüsüne kapılır. Artık her gününü Mavi Melek adındaki bu mekanda geçiren Unrat’ın gözü Rose’dan başkasını görmez. Rose ise erkekleri çıkarları uğruna kullanmaktan çekinmeyen oldukça cüretkar bir kadındır. Bu ikilinin ilişkileri evliliğe dönüşsede sonunda Unrat’ın elde ettiği; kovulduğu bir meslek, suyunu çeken paralar ve beş paralık olan itibarıdır. Tabi bunların sebebi sadece bu kadına olan tutkusu da değildir, kin tuttuğu öğrencisinin de büyük payı vardır. Bir çok şeyi bile bile göze alsada asla vazgeçemiyor çünkü öyle yaptığı taktirde yerine o öğrencisinin geçeceğine emindir. Peki kitabın sonunda neler oluyor? Pek hayra alamet şeyler olmadığı kesin
.
Kitabın akıcılığı ağır ilerlesede neler olacağına olan merak sizi ilerlemeye teşvik ediyor. Hoşuma gitti, benim için farklı bir deneyimdi
Profesör UnratHeinrich Mann · Othello Yayınevi · 202160 okunma
Lisede öğretmenlik yapan Profesör Ratt oldukça otoriter, sert mizaçlı ve saygı duyulan biridir. Öğrencileri tarafından pek sevilmeyen Profesör'e Almanca'da çöp anlamına gelen 'Unrat' lakabını takmışlardır.
'Oho burası çöp kokuyor'
Bu lakap 3 dönem boyunca değişmeyince üzerine yapışmış ve artık çevresi de kendisini bu lakapla anmaya başlamıştır. Bu durumdan rahatsız olan Profesör daha bir agresif hatta tam bir despot olur. Ayrıca bu lakabı dile getiren öğrencilerine karşı yoğun bir nefret besleyip, onların okuldan mezun olmamaları için elinden geleni yapıyordur.
Bir gün sınıfta bir öğrencisinin kompozisyon defterinde sanatçı Rosa Fröhlich'e yazılmış olan şiirin dizelerini utanç içinde okur. Ve bu kadını araştırmaya başlar. Araştırmaları sonucunda yolu Mavi Melek adlı bir müzikhole düşer. Amacı müzikhole baskın yapıp öğrencilerini enselemek ve sanatçı Rosa'a gitmesini söyleyerek bu ahlaksızlığa bir son vermektir. Ama hiç bir şey düşündüğü gibi olmaz. Sanatçı Rosa'a aşık olur ve onunla evlenir. Bu evlilik kendi sonunun başlangıcı olur. Sırasıyla önce itibarını sonra mesleğini ve son olarak da servetini kaybeder.
Kumarhaneye çevirdikleri evlerinde üst tabakadan, alt tabakaya kadar herkesi ağırlamaya başlarlar.
Unrat, bir taraftan İnsanları sömürerek geçimlerini sağlıyor diğer taraftan servetlerini, itibarlarını kaybeden insanların düştükleri durumdan keyif alıyordur. O artık sadece bir çöp değil ahlaksız bir çöp olmuştur.
"Burası ahlaksız çöp kokuyor."
Sevgili karısı Rosa'un ahlaksızlıklarını da görmezlikten gelen Unrat, bir gün en büyük takıntısı ile karşı karşıya gelir. Bu karşılaşma gözlerindeki perdenin kalkmasına ve sinir krizi geçirmesine neden olur. Artık Unrat'ın aklı başına gelmiştir ama her şey için çok geçtir.
Ahhh zavallı Unratçık, bir aşk uğruna ne
Profesör Unrat aslında yabancı olmadığımız bir karakter. Yazar bu eserinde profesör özelinde toplumda var olan çürümeye değinmiş. Çürüme derken bir nevi kişisel ya da toplumsal ahlaki değerlerimizin ve bu değerlerimize ne derece bağlı olduğumuzun, ne şartlar altında bu değerlerden taviz vereceğimizin bir özetini sunmuş bize.
Başrolümüz olan Profesör Unrat kişisel kin güttüğü öğrencilerinin yaptığı davranışları tüm benliği ile ayıplayıp her fırsatta bunları eleştirirken zamanla kendi benliği de bu ahlaki ayıplarla sınanmış ve nihayetinde finalde kendisini hiç de hayal etmediği bir noktada bulmuştur. Bu süreçte aslında insanların diğer insanlarda kınadığı, ayıpladığı davranışların kendi bataklığı olacağını hayal etmemekle beraber insan beşer şaşar düstürü gereği çıtayı ayıpladığı davranışların bir tık üstüne taşımıştır.
Kısacası Profesör Unrat özelinden genele yayacak olursak konuyu; kimse sınanmadığı günahın masumu değildir.
Asıl adı Raat olan bir lise öğretmeni fakat bütün kent ona Unrat diyor.
Unrat = Çöp demek
İsmine benzerliğinden dolayı ona takılmış olan bu lakap 26 yıllık öğretmenlik hayatında hiç değişmiyor. Aksine neredeyse gerçek adının yerini alıyor. İnsanlar, arkasından Unrat diye bahsetmeye o kadar alışmışlar ki bazen yüzüne karşı da öyle sesleniyorlar..
Öğrencileri tarafından bulunup takılan bu lakap, Raat'ı çok rahatsız ediyor öyle ki bu durumu takıntı haline getiriyor.. Tüm derdi kendisine böyle seslenenleri "enseleyip" cezalandırmak oluyor.. Bu "enseleme" olayı öyle bir hal alıyor ki sınıftan üç öğrencisini takip edip Mavi Melek adlı gazinoda yakalamaya çalışıyor.. Fakat gazinoda şarkıcı Rosa Frohlich ile tanışması hayatını tamamen değiştiriyor.. "Enselemek" için çıktığı bu yolda tam da Unrat'lığın hakkını vererek avcıyken av konumuna düşüyor ve nihayetinde kendi enseleniyor..
Kitabın ilk başlarında Profesöre üzülmüştüm sonuçta kim çöp olarak anılmak ister ki.. Ama Raat'ın içindeki öfkeyi dışa vuruş şekli, cezalandırmaktan haz alması, üstelik Lohmann adlı öğrencisini hiçbir sebep yokken takıntı haline getirmesi ve intikam almak için resmen kendini ve hayatını çöplüğe dönüştürmesi fikrimi değiştirmeme neden oldu.. Yani sonuçta ne ekersen onu biçersin.. Neyse kısacası okunulası güzel bir kitaptı.. Tavsiye ederim.. bu arada unutmadan #kitabınfilmidevar mış fakat ben henüz izlemedim..
Herkese keyifli günler bol okumalar dilerim..
Profesör UnratHeinrich Mann · Othello Yayınevi · 202160 okunma
llk yıllarda yayımcılık faaliyetlerinde bulundu. Varlıklı bir hububat tüccarı olan babasının 1891’de ölümünün ardından mali bağımsızlığını elde etmesi üzerine Berlin'e taşındı. Bu arada başta Fransa olmak üzere sık sık ülke dışına çıkmaya başladı. Aralarında Im Schlaraffenland'ın da (1900; Tembeller Ülkesinde) bulunduğu ilk yapıtlarında, toplumun üst kesimlerinde gözlenen çöküşü anlattı. Daha sonraki eserlerinde Wilhelm Almanyası'ndaki para, mevki ve iktidar tutkusunu aktardı.
Zalim bir taşra okul müdürünü amansızca eleştirdiği Professor Unrat (1905; Profesör Unrat) adlı romanı Der blaue Engel (1928; Mavi Melek, 1960) adıyla sinemaya uyarlandıktan sonra büyük ün kazandı. Der Untertan (1918; Uyruk), Die Armen (1917; Yoksullar) ve Der Kopf’tan (1925; Kafa) oluşan Das Kaiserreich (İmparatorluk) adlı üçlemesinde, otoriter devlet yapısının ürünü olan toplumsal tiplerle ilgili eleştirilerini daha da geliştirdi. Ayrıca otorite sahiplerinin kibirliliğini ve halkın onursuz bir uyruk ruhu ile davranma eğilimini amansızca eleştirdiği denemeler yazdı. Turnede bulunan bir oyuncu grubunun bir İtalyan kasabası üzerindeki etkisini konu alan Die kleine Stadt (1909; Küçük Kent) adlı yapıtını yine bu dönemde yayımladı.
1918'den sonra yazar birliklerinin ve gelişkin demokrasi yanlılarının önde gelen sözcüleri arasına girdi. Bu dönemde yazdığı siyasal denemelerini Macht und Mensch (1919; Güç ve İnsan) ve Geist und Tat (1931; Ruh ve Eylem) adlı yapıtlarda topladı. 1933'te Nazilerin iktidara gelmesi üzerine ülkesinden ayrılmak zorunda kaldı. Ünlü 10 Mayıs 1933 kitap yakımı sırasında Nazi'ler Heinrich Mann'ın kitaplarını da "Alman ruhuna aykırı" olduğu için yaktılar. Yaşamının bundan sonraki bölümünü Fransa ve ABD’de geçirdi. 1930'lar ve sonrasındaki Amerika sürgünü sırasında edebiyat çevresindeki popülaritesi azaldı. Bu dönemde kaleme aldığı Die Jugend und die Vollendung des Königs Henri IV (iki bölüm, 1935 ve 1938; Kral IV. Henri'nin Gençliği ve Olgunluğu) adlı tarihsel romanıyla gücün nasıl insanlık yararına kullanılabileceğine ilişkin görüşlerini ele aldı.
Mann Santa Monica, Kaliforniya'da yalnız, çok parası olmaksızın; Doğu Berlin'e Alman Sanat Akademisi başkanı olmak üzere taşınmadan birkaç ay evvel öldü. Külleri daha sonra Doğu Almanya'ya götürüldü.
Yapıtlarında çağdaşlarına kıyasla çok fazla zamana bağlılık sergilemiştir. Bazı eleştirmenler, Heinrich Mann'ın yapıtlarının sanat gücünün yanı sıra içerdikleri çağ belgeseli yönüyle de önem taşıdıklarına işaret etmektedirler. Yazarın gençlik ürünlerinden itibaren iki belli başlı faktör gözlenir: Cumhuriyetçi demokrasi fikri bunlardan biridir. Diğeri ise yazarın uluslarüstü organizasyonlara olan inancıdır. Bu doğrultudaki düşünceleri romanlarında dolaylı yoldan dile gelmiş, denemelerinde ve makalelerinde ise daha belirgin şekilde kaleme alınmıştır.