Karl Kerényi, Klasik Filoloji alanında eğitim görmüş; Antikçağ, Dinler Tarihi ve Mitoloji konularında bolca eser vermiş, saygın bir Macar bilgin. Başlangıçta Alman filolog Wilamowitz'in etkisiyle mitlerin filolojik tahlil yöntemini benimsese de 1929'da karşılaştığı Walter F. Otto sayesinde “mitlerin psikolojik yönden açımlanması” daha çok ilgisini çekmiş ve bu minvalde eserler vermiştir. Her ne kadar ömrünün sonlarına doğru kültürel antropolojiyi merkeze almaya başlamışa da, Prometheus kitabı, onun mitlere özellikle Carl Gustav Jung’un fikirlerinden etkilenerek yaklaştığı döneme aittir. Kitabın alt başlığı olan “İnsan Varoluşunun Arketip İmgesi” ifadesi de bunu kanıtlar nitelikte.
Kerényi kitapta mitolojiyi anlamlandırmak için, onu ele almış, işlemiş şairler üzerinden ilerliyor. Günümüze en yakın olanın bizim için daha anlaşılır olacağını düşünerek ilkin Goethe’nin Prometheus şiirini tahlile girişir. Bu bölümde görüyoruz ki Goethe, Prometheus’un özellikle “akıldan dolayı acı çeken” yönünü ön plana çıkarmakta ve onu kendisi ile özdeşleştirmektedir. Goethe kendisinin de giriştiği şiir yorumuna şu sözlerle başlar: "İnsanoğlunun ortak kaderine ait, hepimizin katlanması gereken yükün en büyük ağırlığı, entelektüel güçleri erken ve hızlı yayılanların üzerinde olmalı." Prometheus, Zeus'a denk entelektüel gücü ve ona boyun eğmeyişi yüzünden en büyük yüklerden birisine maruz kalmıştır. Goethe de içinde bulunduğu çağda kendisini böyle hissediyor olmalı. Bunun yanı sıra Prometheus, Zeus’un göklerdeki dünyasına karşılık bu dünyayı kutsayan, insanla, çamurla iç içe yaşamayı tercih etmiş bir titandır. Bu Nietzscheci anlamda, öte dünyayı hor görmek, “İnsanca, Pek İnsanca” bir biçimde yaşamayı öğrenmek, buradaki acıyı da sevinci de olumlamak anlamına gelir. Goethe’nin tercih ettiği