Seyyit Han

Yılmaz Güney
Tahmini Okuma Süresi:
3 sa. 24 dk.
Sayfa Sayısı:
120
Basım Tarihi:
Aralık 2017
Yayınevi:
İthaki Yayınları
ISBN:
9786053757177
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

9/10
·141 syf.··
Beğendi
·
2023 60. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 13 Mart 2023 16:11
Seyyit Han, Yılmaz Güney’in film bazında kaleme alınmış; sansür, film şenlikleri, Kemal Tahir söyleşisi, filmin konusu ve senaryodan oluşan kitabıdır. Yılmaz Güney’in bir yönetmen olarak filmle bütünleştiği aynı zamanda da ilk çalışması olması nedeniyle oldukça önemlidir. Aynı zamanda hüzün dolu bir kurgudur. Gerçi kurgu olduğuna şüpheliyim birtakım dönem ve o dönem oyunlarını düşününce. Kısa bir özetlersek Seyyit Han yani Yılmaz Güney yıllar sonra köyüne dönecektir. Keje (filmde Nebahat Çehre canlandırıyor) ise sevdiği kadındır (ayrıca ilk nikahlı eşi olduğunu anımsıyorum ama yanlış olabilir) ve Haydar Bey’e verilmiştir. Keje de Yılmaz’ı çok sevmektedir ve düğün gecesi evlendiği adamdan uzak durur. Bunun üzerine Haydar Bey’de Seyyit Han’a bir teklifte bulunur. Toprağın üzerine konulmuş bir sepet ve sepetin üstündeki bir papatya. Kim bunu vurursa Keje onunla olacak diğeri de hakkına razı gelecektir. Seyyit bunu başarır ama sepetin altından çıkan şey, senaryonun en acı veren sahnesidir. Mertlik içinde bile namertlik olacağının, kimseye hiçbir şart altında güvenilmemei gerektiğinin bir kanıtı ve mesajıdır. Yeşilçam denilince akıllara 3 farklı tür gelir genelde. Biri Cüneyt Arkın - Kartal Tibet temalı aksiyon filmleridir, diğeri Kemal Sunal - Şener Şen temalı komedi filmleridir, bir de genellikle Tarık Akan’ın oynadığı aşk filmleri. Bunlar dışında yeni bir tür denenmemiştir çünkü seyirci bunları seyretmeyi de sevdiği için yeni maceralar aranmamıştır. Yılmaz Güney ise en başından başlayarak filme bir ‘Western’ havası katarak yeni bir türü denemiştir. Bu yönüyle de önemlidir. Günümüzde pek çok ülke, sinema kuşağında Western filmlerini gösterebilirken; Kızılderilileri katleden ABD dahil, Türkiye olarak bizlerin hiçbir kurgusu yoktur, olanlar da yok sayılmakta ve
Seyyit HanYılmaz Güney · Güney Film Matbaacılık · 197664 okunma

Yazar Hakkında

Yılmaz GüneyYazar · 30 kitap
Babası Siverekli Zaza, annesi ise Vartolu bir Kürt olan Yılmaz Güney, özellikle Çirkin Kral dönemi sonrasında çektiği ve önemli bir sinemacı olarak kabul edilmesini sağlayan Cannes ödüllü Yol, Sürü, Umutsuzlar gibi filmleriyle tanınır. Yılmaz Güney'in gerçek adı Yılmaz Pütün'dür. Kendi ifadesine göre Pütün kırılması zor sert meyve çekirdeği demektir. 1937 yılında, köylü bir ailenin iki çocuğundan biri olarak dünyaya geldi. Babası Siverek Desman Köyü'nden olup Annesi Muş'un Varto ilçesindendir. Kendisi Adana'da büyümüş ve Adana birçok filmine konu olmuştur. Adana'da bir süre Kemal ve And Film şirketlerinin bölge temsilcisi olarak çalıştı. Üniversite okumak üzere İstanbul'a gitti ve Atıf Yılmaz ile tanıştı. Bu süreçte bir yandan da hikâyeler yazıyordu. Daha sonra Atıf Yılmaz'ın da desteğiyle sinemada çalışmalarına başladı. Yılmaz Güney, 1959 yılında Atıf Yılmaz'ın yönetmenliğini yaptığı "Bu Vatanın Çocukları" ve "Alageyik" isimli filmlerin hem senaryosunu yazar hem de filmlerde rol alır ve oynar. "Karacaoğlan'ın Karasevdası"nda da yönetmen yardımcılığı yapar. Yeni Ufuklar ve On Üç gibi dergilere de öyküler yazan Yılmaz Güney, bir öyküsünde komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle yargılanır ve 1961 yılında bir buçuk yıl hapis cezasına mahkûm olur. İki yıl sonra tekrar kaldığı yerden devam eden Yılmaz Güney, o dönemde daha çok macera filmleri çeker. Filmlerinde ezilen, hor görülen bir "Anadolu çocuğunun" otoriteye başkaldırısı vardır. Bu dönemde Çirkin Kral lakabını alır. Bu dönemdeki en önemli filmi Lütfü Akad'ın yönettiği ve kendisinin yazdığı "Hudutların Kanunu"dur. Bu dönem boyunca oyunculuğunu geliştiren Yılmaz Güney, abartısız ve yalın oyunculuk anlayışı bu dönemde artık oturtmuştur. Yılmaz Güney, 1971 yılında Efraim Elrom'un öldürülmesinden sorumlu olan başta Mahir Çayan olmak üzere diğer Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi üyelerini sakladığı gerekçesiyle 2 yıl hapse ve sürgüne mahkûm edildi. Yılmaz Güney içeride kaldığı süre boyunca sinema ve sanat ile ilgili fikirlerini; şiir ve öykülerini o dönemde çıkarmaya başladığı Güney dergisinde yayınlamıştır. 1974'te cezaevinden çıktı. İki yıldan fazla cezaevinde kalan Yılmaz Güney aynı yıl "Arkadaş" filmini çekti. Yine aynı yıl "Endişe" adlı filmi çekerken Yumurtalık ilçesindeki bir gazinoda ilçe yargıcı Sefa Mutlu'yu öldürmekten tutuklandı ve 25 Ekim'de Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde başlayan yargılamaların sonucu 13 Temmuz 1976'da 19 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Beş yıl hapis yattıktan sonra 9 ekim 1981 tarihinde izinli olarak çıktığı Isparta Yarı Açık Cezaevinden yurtdışına firar etti. Yılmaz Güney'in hapisten kaçışı da filmlerini anımsatmıştır. Hapse girmeden önce çekmiş olduğu "Şeytanın Oğlu" filminde: bir günlük bayram izininde dışarı çıkan ve kayıplara karışan bir adamın hikâyesini anlatmıştır. Filmine benzer bir yaşantı tecrübe etmiştir. Bir günlük izin ile hapisten çıkan Güney, Antalya'nın Kaş ilçesinden Yunanistan'a bağlı Meis adasına, oradan da İsviçre'ye kaçmıştır. Daha sonra Fransa'ya geçer ve yaşamının geri kalanını orada geçirir. Cezaevinde sinema ile olan ilgisi devam etti. Bu dönemde senaryolarını yazdığı ve Zeki Ökten tarafından çekilen "Sürü" ile yurt dışında ve yurt içinde büyük ilgi gören ve Şerif Gören tarafından çekilen "Yol" filmleri büyük ses getirdi. Cezaevindeyken GÜNEY adlı bir sanat-kültür dergisi çıkardı. Yol'un kurgusunu tekrar yaptı ve Cannes Film Festivali'nde ödül aldı. Yurt dışına kaçtıktan sonra Fransa'da "Duvar" filmini çekti. Güney'in, 1976 yılında Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi'nde tanıklık ettiği, çocuklar koğuşunda çıkan ve tüm cezaevine yayılan bir isyanın sinemaya aktarıldığı "Duvar" onun son filmi olmuştur. Son yıllarını Paris'te geçiren Güney, mide kanseri nedeniyle 9 Eylül 1984'te yaşamını yitirdi ve Paris'te toprağa verildi.