Rıza Nur çok ilginç bir insan. 1967 yılında Kadir Mısıroğlu tarafından yayınlanan hatıratı sebebi ile Kemalistler ve Milliyetçiler arasında pek de sevilmiyor. Halbuki o tarihten önceki Milliyetçi dergiler incelendiğinde Rıza Nur münevver bir milliyetçi olarak takdim ediliyor, ölüm yıl dönümlerinde anılıyor ve yazıları daima muteber sayılıyordu. Kıyamet "Hayat ve Hatıratım" ile kopunca algı 180 derece değişip, dönüşüyor. Rıza Nur'u anlayabilmek meşakkatli bir uğraş. Ben ona bakınca paradokslarından bir nizam elde etmeye çalışan sıra dışı bir tip görüyorum. Rıza Nur denince ilk akla gelen kelimedir çelişki. Nasıl çelişik olmasın ki, Türk Milliyetçisi olarak biliniyor fakat Siyasal Birlik sağlamak uğruna Abdülhamid'in iflas etmiş politikası, -Türkçe'nin ıslah edilememesi halinde- resmi dilin Arapça olup, Türklere Arapçayı zorunlu kılmak gibi uçarı bir fikre bile sahip olabiliyor. Bu pek tabii Kemalpaşazâde Said Bey'in yazdığı ve Türk milliyetçilerinin düsturu olan
Arapça isteyen Urban'a gitsin,
Acemce isteyen İran'a gitsin,
Frengiler Frengistan'a gitsin,
Biz ki Türküz, bize Türkçe gerektir,
mısralarına bir hayli tezat teşkil ediyor.
Rıza Nur aynı zamanda "orantısız demokrat" bu da Türk Milliyetçileri açısından farklı bir durum. Zira kendi manevi evladı Nihal Atsız bir şiirinde;
"Bir gün olur yılda, ayda.
Birleşiriz hep Altay'da.
Güz ayında, kurultayda.
Başı börklü han görünür."
diyor. Atsız olası bir Turan'ın demokrasi yahut kağanlıkla yönetilmesi hakkında neredeyse hiçbir şey yazmaz, şiirlerinde ise geçmişteki kağanlıklara bir özlem sezilmektedir. Oysa Rıza Nur her koşulda tavizsiz olarak demokrasi taraftarı. Bu vatanın bölünmesine sebep olabilecek kadar "hürriyet sarhoşluğu" ve "orantısız demokrasinin" önüne geçebilmek için herkesin milli yönelimini bir yere