"SOBE SAKLANMAYAN EBE"
"Dört element bir araya geldi.
Hava, su, ateş, toprak.
Bir ışık belirdi havada yusyuvarlak.
Genişledi gittikçe büyülü çember.
Zamanda bir yol açarak."
Çocukluğumuzun en saf, en neşeli anları çoğu zaman basit oyunların içinde saklıdır. Saklambaç, sobelemece, kovalamaca… Ama ya bir oyun, bizi yalnızca çocukluğumuzun içine değil, binlerce yıl öncesine götürseydi?
Kapadokya denince aklınıza ne geliyor? Peribacaları, sıcak hava balonları, romantik taş evler… Peki ya 4500 yıl öncesini?
Eser, bizi tam da oraya, Hititlerin gizemli dünyasına yolculuğa çıkarıyor.
Hikâyemiz, ana karakterimiz Belis’in yaz tatili için anneannesinin evine gitmesiyle başlıyor. İnternetin çekmediği bu evde kuzenler ekranlardan uzaklaşıp eski usul oyunlar oynamaya karar veriyor. Belis saklambaç oynarken anneannesinin eski sandığına giriyor – ama o sandık sıradan bir eşya değil, âdeta bir zaman makinesi!
Kuzenleriyle birlikte geçirdiği zaman, aslında sadece bir tatil değil; keşiflerle dolu bir yolculuğun başlangıcı. Eski bir sandıkta saklanarak başladığı oyun, onu hiç beklemediği bir serüvene sürüklüyor.
Bir anda kendini 4500 yıl öncesinde bulan Belis, Anadolu’nun köklü medeniyetlerinden biri olan Hititler’in dünyasına adım atıyor.
Burada Tavanna adında bir kızla tanışıyor. İlk başta çekingen davransalar da kısa sürede dost oluyorlar. Tavanna’nın ikiz kardeşi Anitta da onlara katılıyor. Üç arkadaş, Belis’in kendi zamanına dönebilmesi için bir yol ararken Bilge Kütüphaneci’ye danışıyorlar. Onlara “Zaman Anahtarı”nı bulmaları gerektiğini ve karşılarına çıkacak 4 zorlu soruyu cevaplamaları gerektiğini söylüyor.
Tavananna ve Anitta ile kurulan dostluk, hikâyenin duygusal omurgasını oluşturuyor. Farklı zamanlardan gelen bu çocukların ortak noktası ise merak, cesaret ve birbirlerine