En son 7-8 sene önce İki Yeşil Su Samuru adlı kitabını okumuştum Buket Uzuner'in. Sevdiğimi hatırlıyorum. Keşke hep öyle hatırlasaymışım. Çünkü ilk gençliğimde bolca okuduğum bir yazardı. Geziyazıları, denemeleri beni çok etkilemişti. Balık İzleri'nin Sesi ve Kumral Ada Mavi Tuna romanları benim için önemliydi.
Başlıkta da belirttiğim gibi kitap başladığında çok katmanlı derinliği olan bir roman okuyacağımı zannetmiştim. Yüz sayfa kadar geçtim, tekrarlardan ve klişelerden usanarak zor bitirdim kitabı.
Sebepleri:
İlk evvel, kitabın edebi dili de zayıf ama bana göre en temel sorunu bir çok şeyi anlatmaya çalışıp hiçbirini derinlemesine işleyememesi. Doğa tahribatları, kadın cinayetleri, hayvan hakları, Alevi-Sunni çatışması, eski Türk kültürünün unutulmasi, kitap okumama, eğitim sistemi ve daha bir çok soruna şöyle bir dokunup geçilmiş, hiçbirine cesurca eğilim yok. Hani az az hepsinden bahsedeyim ama kimseyi de incitmeyeyim, der gibi olmuş. Keşke bu kadar üst üste yığılacağına biri ikisi ele alsaydı da daha derinlikli anlatılsaydı. Toplumsal mesaj vereceğim diye boğulmuş kitap.
Yazarın post modern dokunuşlar yapmaya çalışması, okuyucuyla araya girmesi çok göze batıyor, olmamış. Ve olayların çözümünü Kutadgubilig'den şifrelere bağlaması biraz Dan Brownculuk oynamak gibi geldi bana.
Hisleri gelişmiş, biraz da olağanüstü güçleri varmış gibi gösterilen Şaman torunları Umay Nine ve Defne'nin olduğu bölümler için fantastik desem olmuyor, büyülü gerçekçi desem sırıtıyor. Mesela Umay Nine'nin katilin bıçağını sakladığı yerden bulma gücü var ama kayıp torunu için polisden yardım istiyor. Polisten yardım istemesi polisin de iç
yolculuğuna katkı içinse hiç inandırıci değil. Yok, başka bir sebebi varsa ben anlamadım.
Aynı Umay Nine, torununu