Bazı kitaplar vardır okurken o kadar fazla keyif alırsınız ve etkilenirsiniz ki kitabın bitmesini kesinlikle istemezsiniz. İstersiniz ki kitap sonsuza kadar devam etsin. Ama nihayetinde okunur ve biter. Bugüne kadar ben bu duyguyu bir kaç kere yaşadım. Örneğin, Balzac'tan ''Vadideki Zambak'', Zweig'ten ''Acımak(Sabırsız Yürek)'', Tolstoy'dan ''Savaş Ve Barış'', Knut Hamsun'dan ''Dünya Nimeti'', beni bu şekilde etkilemiş eserlerden bazılarıdır diyebilirim. İşte Pearl S. Buck'un bu kitabı da aynen bu şekilde beni etkiledi. İnanın bana kitap bitmesin diye o kadar yavaş okudum ki , her cümlesini her olayı sindire sindire geçeyim dedim ama yine de bitti. Ama bendeki etkisi hiç bitmeyecek gibi.
Sürgün, aslında bir biyografi kitabı. Yazar bu kitabında annesini, dolayısıyla da ailesini anlatıyor. Tabii ki ön planda annesi var. Atalarının Hollanda'daki günlerinden başlayarak, Amerika'ya gelip yerleşmeleri, annesi , teyzeleri ve dayılarının çocukluklarını, ergenliklerini ve en önemlisi annesinin vatanı olan Amerika'yı terk ederek Çin'e gelmesini ve ömrünün sonuna kadar bu ülkede yaşamasını anlatıyor. Kitabın esas konusunu ise ağırlıklı olarak ailenin Çin'deki bu yaşamı oluşturmaktadır.
Yazarın annesi henüz yirmili yaşların başındayken misyonerlik yapmaya karar verir ve kendisi gibi misyoner olmayı isteyen bir rahiple evlenerek 1880 yılında Çin'e gider. Ve ömrünün sonuna kadar, garip ve dramatik olaylarla dolu, çok geri kalmış , pislikten geçilmeyen ve yabancıların hiç sevilmediği bu ülkede yaşar. Burada çocuklarını doğurur, bazılarını büyütür, bazılarını kaybeder, savaşlar, katliamlar, salgınlar ve hastalıklar gibi nice ölümlü olaylar atlatır, o dönemin imkansızlıkları içinde dramatik bir yaşam sürer.
İşte bu muhteşem kitapta iyi niyetli ve kalbi iyiliklerle dolu bir