"SÜT"
"İnsan kendisiyle hesaplaşmadan,kim bilir,belki de ruhlarının o loş dehlizlerinde saklı kalanları anlamadan sadece geriye giderdi. Bazen bir eşya,bir hatıra bir ölü,bazen başka bir şey. Daha da derine itmeye yeterdi insanı. Zamansız,mekânsız,gölgelere tutunup ondan kuvvet alanlar,işte o zaman yeni bir hayata başlardı."
Bazen bir roman okursunuz, bazen de roman sizi okur… Eser, kesinlikle ikincisiydi.
Bu kitap, sadece bir okur olarak değil, bir insan olarak da bizi yakalıyor. Karakterlerin duyguları öyle tanıdık ki, okurken kendi içimde sakladığım duygularla yüzleştim. Şinasi’nin yaşadığı sevilmeyiş, başkasının sevgisi üzerine kurduğu düzen ve altında ezildiği duygular, okurun kalbine dokunuyor.
İnsan ruhunun karmaşık duygularını ve hayatın beklenmedik yönlerini ele alan bir aşk ve içsel yolculuk hikâyesine eşlik ediyoruz satırlar arasında.
Ela, Rahmi ve Şinasi… Üç farklı yürek, üç farklı sessizlik. Kimi sevmeyi, kimi vazgeçmeyi öğreniyor ama hepsi, hayatın kendi içinde taşıdığı eksikliklerle yüzleşiyor.
Ela, resim tutkunu genç bir kadın. Trende karşılaştığı akrobasi pilotu Rahmi'yi görür görmez aşık oluyor. Bu, tam anlamıyla ilk görüşte aşk! Ancak bu karşılaşma bir tesadüf değil, kaderin ördüğü ince bir plan. Rahmi, babasının ısrarı üzerine o trende - en yakın arkadaşının kızıyla evlenmek için. İşin ilginci, bu kişinin Ela olduğunu sonradan anlıyor. Kader, onları öncesinden bir araya getiriyor.
Bu aşk üçgeninde en dokunaklı karakter şüphesiz Şinasi. İçindeki sevgiyi bastırmak zorunda kalan, hep ikinci planda kalan bir adam. Onun kendini Rahmi'nin yerine koyduğu o anlar, çırpınışları, acısı ve üzüntüsü, bizi âdeta içine çekiyor. Şinasi'nin hikayesi, imkansız aşkın ve fedakarlığın ne kadar derin olabileceğini gösteriyor.
Acı bir sınavdan geçen Rahmi ve Ela'nın