“Tanrı hakkında çok konuşuyorsunuz, değil mi? Kitaplarınız onunla dolu. Kiliseler, tapınaklar yapıyorsunuz, kurbanlar veriyorsunuz, ritüeller, törenler gerçekleştiriyorsunuz, Tanrıyla ilgili fikirlerle dolusunuz, değil mi? Sözcükleri yineliyorsunuz, ama hareketleriniz tanrısal değil, değil mi? Tanrı dediğiniz şeye tapmanıza karşın, yollarınız, düşünceleriniz, varlığınız tanrısal değil, öyle değil mi? Tanrı sözcüğünü yinelemenize karşın, başka insanları sömürüyorsunuz, sömürmüyor musunuz? Tanrılarınız var, Hindu, Müslüman, Hıristiyan, vb. tapınaklar yapıyorsunuz, zengin oldukça daha çok tapınak yapıyorsunuz. (Gülüşmeler) Gülmeyin, kendiniz de aynısını yapardınız- yalnızca zengin olmaya çalışıyorsunuz. Hepsi bu. Dolayısıyla Tanrıyla tanışıksınız, en azından sözcük düzeyinde, en azından sözcük düzeyinde; ama sözcük tanrı değildir, sözcük iey değildir. Bu konuda çok açık olalım: Sözcük Tanrı değildir. Tanrı sözcüğünü ya da bir başka sözcüğü kullanabilirsiniz ama tanrı, kullandığımız sözcük değildir. O sözcüğü kullanıyor olmanız, Tanrıyı biliyorsunuz anlamına gelmez; yalnızca sözcüğü biliyorsunuz. Ben o sözcüğü yalnızca siz bildiğiniz için kullanmıyorum. Bildiğiniz şey gerçek değildir. Ayrıca gerçekliği bulmak için, zihnin sözel olarak bütün söylenmeleri sona ermelidir, değil mi? Sizde Tanrının imgeleri var, elbette imge Tanrı değildir. Tanrıyı nasıl bilebilirsiniz? Kuşkusuz imge ve tapınma yoluyla değil. Tanrıyı, bilinmeyeni anlamak için, zihin, bilinmeyen olmak zorundadır. Eğer Tanrının peşinden koşuyorsanız, zaten Tanrıyı biliyorsunuzdur, sonu biliyorsunuzdur. Peşinden koştuğunuz şeyi biliyorsunuz, değil mi? Eğer Tanrıyı arıyorsanız, Tanrının ne olduğunu bilmeniz gerekir; yoksa onu arayamazdınız, değil mi? Onu hem kitaplarınıza göre hem de duygularınıza göre arıyorsunuz,