Lisedeyken Abdülhak Hâmid Tarhan'ın tiyatro eserlerinin sahneye koyulmak için değil de, okunmak için yazıldığı öğretilmişti bize. O günden beri bir insan neden okunması için tiyatro eseri yazar diye düşünürdüm. Sadeleştirilmiş halini ve Abdülhak Hâmid'in önsözünü okuduktan sonra, dönemin (1879) milli heyecanıyla tekniğe çok dikkat edilmeden yazılan bir piyes olduğunu anladım. Bugünün ölçütleri ile film senaryolarının öncülü diyebiliriz bence. Okurken "Muhteşem Yüzyıl" dizisi benzeri bir tarihi yapım izlermiş gibi hissettim. Eser, Endülüs'ün Araplar tarafından ele geçirilmesini ele alsa da, kimi yerlerde yazıldığı döneme hitap ettiği hissine de kapıldım. Belki de bu yüzden ikinci Abdülhamit denen despotun hışmına uğrayarak uzun yıllar yasaklı kalmış; bu yasak bile eserin unutulup gitmesine engel olamamış. İşte Abdülhamid çoktan bir avuç toprak olmuş gitmiş, "Tarık" ise, teknik birtakım kusurlarına rağmen, 147 yıl sonra, bugün bile, yönetimde adâletin önemini anlatıyor okurlarına hâlâ. Bu bir ibret vesikası değil de nedir?