Merhabalar, sonunda serinin son kitabını bitirdim ve hislerim oldukça karışık. Belladonna ve Foxglove beni o kadar güçlü bir atmosferle içine çekmişti ki, Wisteria’ya başlarken aynı büyüyü yeniden yaşamayı ummuştum. Ancak bu kitap o karanlık, gizemli havayı biraz geride bırakıp daha çok reenkarnasyon temelli bir aşk hikâyesine odaklanmış. Fikir ilgi çekici olsa da, detayların fazlalığı ve bazı olayların gereğinden fazla uzatılması hikâyenin temposunu düşürmüş.Her ne kadar reenkarnasyon olayına gerçek hayatta inanmasamda kitapta okumak yine de bana keyif verdi diyebilirim.
Ayrıca bazı karakterlerin hikâyeye aniden girmesi de beni kitaptan biraz kopardı açıkçası. Özellikle Kaos karakteri… neden dahil edildi, amacı neydi, hikâyeye ne kattı — bunlar kitap boyunca tam olarak açıklığa kavuşmadı.Açıkçası Kaos karakterine dair daha çok detay okumak isterdim.Aynı şekilde Signa’nın annesinin geçmişi ve ölümüne dair kısımlar da belirsiz kaldı. Bu kadar güçlü bir seride bu detayların “muamma”olarak kalması, bence okurun duygusal bağını zayıflatıyor.Dolayısıyla bu konuda beni çok fazla doyurmadı.
Final kısmı ise beni en çok hayal kırıklığına uğratan bölümdü. O kadar yavaş ilerleyen olayların ardından, son sayfalarda her şey bir anda hızlanıyor.Sanki yazar bir yandan hikâyeyi devam ettirecekmiş gibi bir umut veriyor, diğer yandan da her şeyi oldu bittiye getirip“tamam, bitti”diyor. Bu kararsızlık hissi kitabın genel tonuna da yansımış gibiydi.
Yine de tüm bunlara rağmen Wisteria’nın tamamen kötü bir kitap olduğunu söyleyemem sadece boşluklarda daha çok detay isterdim. Buna rağmen Adalyn Grace’in dili hâlâ zarif, bazı duygusal anlarda kalemi oldukça dokunaklı.Özellikle bazı sahnelerde o karanlık-romantik atmosferin izleri hâlâ hissediliyor.Mesela Aris ile Blythe arasındaki romantik