·
Okunma
·
Beğeni
·
87
Gösterim
Adı:
Yara Bende
Baskı tarihi:
Haziran 2018
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051852720
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Abdullah Ataşçı’nın kaleminden Dağda Duman Yeri Yok ve Birîndar’dan sonra yeni bir roman: Yara Bende!

Tepeden başlayıp dereye uğrayan, dereden sonra ekmeğe varan, ekmekle gönül, gönülle saik, saikle veda bahsini beraber açan, nihayetinde yol, ağıt ve kuyu diyen bir anlatı kuruyor Ataşçı. Bu dokuz parça boyunca da anlatıyor: Kelimenin ilk anlamıyla, anlatıcı karşısında durduğunu düşündüğümüz oğluna anlatıyor. Ve anlatıcı gene kelimenin birinci anlamıyla kaydediyor: Bir teypten kurtarılan anlatıyı okuyoruz biz de.

Abdullah Ataşçı, öykülerinden sonra romanlarıyla açtığı hattı derinleştiriyor. Salıbaba ile, Kasımbeyliler ile, Çayda Çıra Heykeli ile, Bay Miyagi ile, öldükten sonra mahalleliyle konuşmaya devam eden dede, Birîndar’ı yazan bizzat kendisi ile ve dahası ile...

“Çünkü doğrular insanı farkında olmadan büyütürken ya da hiç olmazsa birer makineye dönüştürürken; hatalar, onun çocukluk sularında biraz daha kalmasını sağlayacak kadar iyilik doluydu. Çocukluğumun rengi solmasın, orada biraz daha istediğim gibi oynayayım diye, büyüklerimi üzecek yanlışlar da yaptım bu yüzden. Sana o günü anlatacakken bak, yine hayat konusunda ahkâm kesmeye başladım, iyi mi? Derdim seni büyütmek değil kesinlikle.”
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Anlattıklarımın ne kadarı gerçek ne kadarı değil, bilmiyorum, ama sana yemin ederim ki hepsini en küçük ayrıntısına kadar yaşadım. Bunları hiçbir insana anlatamazdım, bana inanmayacaklarını biliyorum, bu yüzden sana geldim. Beni bir taş bile anlamayacaksa hiç kimse anlamasın zaten.
Yazısı, sahiden de çok güzeldi, ilk cümlesi hâlâ aklımdadır. "Gençlerin yaralarının merhemidir yaşlılar..."
"Dağın, taşın, ağacın, böceğin, kaplumbağanın ve suyun ucunda bir yerdi orası... Dağınık bir rüyanın içindeymişim o zamanlar; babamın gözlerinde, ellerinin değdiği yerde, kardeşlerimin sesinde, annemin gülümseyişinde biraz da masalmışım. Babamın yakışıklı, güçlü, gözüpek olduğu ve ölümün yaşadığımız o cennet gibi yere yolunun bir kez dahi düşmediği zamanlarmış da. Kar beyazı, alabildiğine uzun bir yelesi, opal taşı gibi renkli ve parlak gözleri, ince uzun bacakları olan bir atımız varmış ve ben o yıllarda olan biteni kendi gözlerimle değil, taşların, suyun ve biraz da bu atın gözleriyle görürmüşüm."
Başka birilerinin acılarını yüklenmiştim sanki ve bana ait olmayan hayatları yüreğim ve beynim parçalanırcasına öğreniyordum. Sahih olmayan bir membadan, hayatıma acı zerk ediliyordu ve ben başka hayatları da yaşadığımdan hızla yaşlanıyordum.
Çünkü doğrular insanı farkında olmadan büyütürken ya da hiç olmazsa birer makineye dönüştürürken; hatalar, onun çocukluk sularında biraz daha kalmasını sağlayacak kadar iyilik doluydu. Çocukluğumun rengi solmasın, orada biraz daha istediğim gibi oynayayım diye, büyüklerimi üzecek yanlışlar da yaptım bu yüzden.
Bazen bir şeye gereğinden fazla bakmak, insana bir gerçeği daha gerçekmiş gibi gösterebiliyor ya da aslında hiçbir şey gerçek değil de biz arzuladığımız şeylere bir gerçeklik değeri katıyoruz böyle baktıkça.
Abdullah Ataşçı
Sayfa 7 - Everest Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yara Bende
Baskı tarihi:
Haziran 2018
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051852720
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Abdullah Ataşçı’nın kaleminden Dağda Duman Yeri Yok ve Birîndar’dan sonra yeni bir roman: Yara Bende!

Tepeden başlayıp dereye uğrayan, dereden sonra ekmeğe varan, ekmekle gönül, gönülle saik, saikle veda bahsini beraber açan, nihayetinde yol, ağıt ve kuyu diyen bir anlatı kuruyor Ataşçı. Bu dokuz parça boyunca da anlatıyor: Kelimenin ilk anlamıyla, anlatıcı karşısında durduğunu düşündüğümüz oğluna anlatıyor. Ve anlatıcı gene kelimenin birinci anlamıyla kaydediyor: Bir teypten kurtarılan anlatıyı okuyoruz biz de.

Abdullah Ataşçı, öykülerinden sonra romanlarıyla açtığı hattı derinleştiriyor. Salıbaba ile, Kasımbeyliler ile, Çayda Çıra Heykeli ile, Bay Miyagi ile, öldükten sonra mahalleliyle konuşmaya devam eden dede, Birîndar’ı yazan bizzat kendisi ile ve dahası ile...

“Çünkü doğrular insanı farkında olmadan büyütürken ya da hiç olmazsa birer makineye dönüştürürken; hatalar, onun çocukluk sularında biraz daha kalmasını sağlayacak kadar iyilik doluydu. Çocukluğumun rengi solmasın, orada biraz daha istediğim gibi oynayayım diye, büyüklerimi üzecek yanlışlar da yaptım bu yüzden. Sana o günü anlatacakken bak, yine hayat konusunda ahkâm kesmeye başladım, iyi mi? Derdim seni büyütmek değil kesinlikle.”

Kitabı okuyanlar 6 okur

  • Hatice Demirhan
  • Burhan Saydut
  • Selma peker
  • Evrim
  • Emirhan Oruç
  • HALİL

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%33.3 (1)
9
%0
8
%0
7
%33.3 (1)
6
%0
5
%0
4
%33.3 (1)
3
%0
2
%0
1
%0