"İnsan çok sonra gelmişti yeryüzüne. Çok sonra gelmişti ama, çok önce gelen toprakların da, tohumun da, hatta sert rüzgârların da canını sıkmış, rahatını kaçırmıştı."
Kanlı Topraklar; “ekmek kavgası”nın sadece karın doyurmak değil, aynı zamanda onurunu koruma mücadelesi olduğunu gösteren bir roman. Eser; yazarın diğer romanlarında olduğu gibi, Çukurova’da pamuk tarlalarında çalışan yoksul işçilerin yaşam mücadelesini anlatıyor. Toprak sahipleri işçileri sömürürken, işçiler hem açlıkla hem de bu adaletsizlikle mücadele ediyor. Bazıları düzene boyun eğerken, bazıları ise direnmeye çalışıyor. Çırçır Katibi Topal Nuri çırçır makinelerini temizletmek için Kantarcı Mustafa'dan hamal istemesi üzerine başlayan eser, iki tarafın karşı karşıya gelmesi ve kolay yoldan para kazanmak uğruna göz yumulan adaletsizliğe doğru evriliyor. Yani eser bireysel hikâyeden ziyade toplumun fotoğrafını çekiyor.
Üç ayrı sınıf var; Ağalar (Toprak sahipleri), ırgatlar (işçiler) ve arada kalanlar. Olaylar öyle bir hâle geliyor ki iffetsizlik, ikiyüzlülük, para ve güç için karakter bozulması ve yozlaşma ile karakterlerin attığı adımlar kimi zaman beni hayrete düşürdü. Topal Nuri'nin karısı tutumunu ve duruşunu sevdiğim tek karakterdi. Mustafa'nın akıllanmaz avanaklığı, ağaların para için mazlumun hakkını yemesi, Kabak Hafız'ın din sömürüsü üzerinden insanları kandırması, Nedim Ağa ve birçok karakterin uçkur sevdası ve Şehnaz'ın ucuz ve basit hareketleri kısaca beni sinir eden çok detay vardı. Olan yine mazluma oluyor. Hayat yeterince adaletsiz, okurken bari hak yerini bulsun dedim ama maalesef beni tatmin etmeyen bir son vardı
Kanlı TopraklarOrhan Kemal · Everest Yayınları · 2018687 okunma
Bir köpeğin sevgisiyle yüzleşince, insan kendi eksikliğini fark ediyor. Okurken en çok canımı acıtan şey, onun bir köpek olması değil, bizim insan olmamızdı. Sándor Márai, kaleme aldığı her eseri ile beni olumlu yönde şaşırtmayı ve hayran kalmamı sağlıyor. Bu kez bir köpeğin hikâyesinden insan doğasına, sadakate ve karaktere dair derin bir anlatı okuyoruz. Savaş sonrası burvuja çift, birbirlerine hediye almayacaklarına dair söz verseler de on senenin ardından eşinin gizemli hareketlerini Noel hediyesi olarak yorumlayan adam hediye telaşı içerisine giriyor. Nihayetinde kararını bir köpek sahiplenmekten yana kullanıyor ve bu yavru köpeğin burjuva ailenin hayatına dahil olmasıyla her şey değişiyor. Adam, yavru köpeği sahiplenirken asil, kıymetli bir Puli olduğu bilgisiyle kabul ediyor. İlk başta her şey yolunda gidiyor, ailenin bir ferdi gibi sevgi ve şefkatle yaklaşıyor, oyunlar oynuyor, her ihtiyacını ve hayatlarını onun istekleri üzerine şekillendiriyor. Ama gün gelip tavırları değişime uğradığında ve uzman görüşlere göre Puli değil melez ve sıradan bir köpek olduğu anlaşıldığında kırılma noktası yaşanıyor.
Başta burjuva çift olmak üzere herkes Csutora'ya farklı davranmaya başlıyor. Bu değişimi sezinleyen ve kendince gardını alan Csutora saldırgan ve hırçın bir tutum sergiliyor. Kısıtlanmayı asla kabul etmeyen, sahiplerinin kontrolüne girmeyi kabul etmeyen Csutora'nın hikayesi keyifli başlasa da trajik bir hikâye. Gözlerim doldu okurken, sarman kedimin kendini güvende hissetmediği anlar da kendini koruma içgüdüsü ile saldırdığı zamanlar aklıma geldi. Márai, hikâyeyi öyle masalsı bir dille anlatıyor ki bazen okuruyla metin içinde konuşuyor hatta 'sevgili okur' diyerek sesleniyor. Csutora’nın yaşamı boyunca karşılaştığı insanlar, aslında insan doğasının farklı yönlerini
CsutoraSándor Márai · Can Yayınları · 2025465 okunma