..."Gel seni sevmiyormuşum gibi davranmadığım bir oyun oynayalım. Bu kelimenin anlamını öğrendiğimden beri seni sevmiyormuşum gibi yapmadığım bir oyun."
...Tekrar yürümeye başladığımızda saçlarını bırakmıştı. "Lastiği ver de eve gidince çöpe atarım."
Ellerimi arkamda kavuşturdum. "Bende değil. Az önce yere düştü herhalde," dedim umursamazca.
Arkaya dönüp geri yürümeye kalktığında kolumu durması için uzattım. "Boş ver, herkes gidiyor daha fazla oyalanmayalım."
Kararsızlıkla önce yüzüme sonra biraz evvel olduğumuz yere baktı. "Ama etrafı kirletmeseydik."
Düşünceliliğin sırası mıydı Zühre? "Bu karanlıkta otların arasında bulamayız zaten." Birkaç adım ileri gittim. "Hadi gidelim," dedim baş işaretiyle. Omuzları düştü ve pes ederek peşimden geldi. Avucumdaki lastiği cebime
yerleştirdim. Ondan sakladığım en içler acısı sır, ona söylediğim en masum yalandı.