Neden olmasın, benim de dinim var, hem benimki, o türlü türlü hokkabazlıklar, maskaralıklar eden heriflerin hepsininkinden ileri... Bilakis, ben Allah'a taparım. Bizi, vatandaş ve aile babası vazifelerini görelim diye bu dünyaya getiren, adı ne olursa olsun, bir Yüce Varlık, bir Yaradan bulunduğuna inanırım. Ama, kiliseye gidip gümüş tabaklar öpmeye, bizden iyi yiyip içen birtakım soytarıları kesemden beslemeye gereksinme duyamam; çünkü insan Allah'a saygısını bir ormanda, bir tarlada, hatta eski zaman adamları gibi, gök kubbeyi seyretmekle de gösterebilir. Benim Allahım Sokrates'in, Franklin'in, Voltaire'in, Béranger'nin Allahıdır.
Kanunlara göre, Cumhurbaşkanı'na hakaret edenler hakkında dava açabilmek için bu makamdan izin almak gerekiyordu. Bir köylüyü Atatürk'e küfrettiği için mahkemeye vereceklerdi, Atatürk'ün iznini istiyorlardı. Atatürk sordu: "Ne yapmışım ben"
"Gazete kağıdına sardığı sigarayı yakarken kağıt tutuşmuş, eli yanmış, Alsın bunu, içsin bakalım demiş, küfretmiş!" Atatürk, bunları söyleyen bakana sordu:
"Sen hiç gazete kağıdına sarılmış sigara içtin mi?"
"Hayır" cevabını alınca dedi ki: "Ben Trablusgarp'ta içtim. Bilirim, pek berbat şeydir. Köylü haklıdır. Onu mahkemeye vereceğinize doğru dürüst sigara içmesini temin ediniz!"
Atatürk eğlenmeyi severdi. Dünyada hangi insan görevi dışın da eğlenmek istemez? Atatürk'ün bazı eğlenceleri zaman za- man istismar konusu yapıldı. Oysa O'nun bütün hayatı ve yaptıkları milletinin gözü önündeydi. Milletinden gizli sakli hiçbir şey yapmazdı. Yaptıklarını sahte kılıklara bürünerek, sahte tavırlarla örtmeye çalışmaz, böyle ikiyüzlülüklere asla tenezzül etmezdi.