Bugün sizi, zamanın donduğu, eski bir şatoda kırk bir yıllık bir sessizliğin bozulduğu o geceye götürmek istiyorum. Eğer sayfaların arasında usul usul yanan ama içten içe kor gibi kavuran, derin psikolojik hesaplaşmaları seviyorsanız, bu kitap tam sizlik.
Konusu Ne mi?
Kırk bir yıl boyunca birbirini görmeyen iki eski dost: General Henrik ve çocukluk arkadaşı Konrad. Yıllar önce aralarına giren bir kadın (Krisztina), yarım kalan bir av partisi ve ardında bırakılan derin bir ihanet... Konrad bir gece ansızın şatoya geri döner. O gece o masada mumlar sonuna kadar yanacaktır ve o mumlar sönmeden önce geçmişin tüm karanlık odaları açılacaktır.
Neden Bu Kadar Derin?
Kitap aksiyon vadetmiyor; aksine iki yaşlı adamın kelimeleriyle örülmüş devasa bir insan ruhu panoraması sunuyor bize. Henrik’in o muazzam monologları boyunca; dostluğun doğasını, zamanın acımasızlığını ve ihanetin aslında bir insanı nasıl adım adım tükettiğini izliyorsunuz.
Sándor Márai öyle bir atmosfer kurmuş ki, odadaki mum kokusunu ve o ağır sessizliği siz de Henrik ve Konrad’la birlikte soluyorsunuz. Sabaha karşı o mumlar eriyip bittiğinde, elinizde kalan tek şey hayatın ve insan kalbinin ne denli karmaşık olduğu gerçeği oluyor.
Bittiğinde şöminenin başında saatlerce uzaklara bakma isteği uyandıran, kelimelerin ağırlığını hissettiren muazzam bir klasik.