Şu hayatta sevildiğiniz, yuva bildiğiniz, huzurlu ve ait hissettiğiniz hiçbir yer kalmadıysa bile durun ve derin bir nefes alıp kendinizi sevin, ona sahip çıkın. Ve unutmayın; zifiri karanlıklardan geçiyor olsanız da, sonunda elbet güneş doğacaktır.
...
Lütfen ama lütfen bir an önce okuyun, okunmasına vesile olun dostlarım. Hele bir elinize alın, sonra zaten elinizden düşüremeyeceksiniz... 626 sayfa olmasına rağmen bir an bile sıkılmadan okuduğum bir kitap oldu. Küçük bir kız çocuğunun kendi ayakları üzerinde durabilen ve koşullar ne olursa olsun kendi fikirlerini özgürce ifade edebilen genç bir kadın oluşuna, yaşadığı tüm zorluklara, gönlünden geçen ve bazen de gönlünü delen tüm duygularına tanık oldum. Gördüm, duydum, hissettim. O yalnız olduğunu düşünse de ben hep yanıbaşında onunlaydım sanki. Karşısına çıkanların onun ruhunu görüp, hak ettiği şekilde sevmesini ve değer vermesini çok istedim kitap boyu. Ben seni çok sevdim Jane, bitmek tükenmek bilmeyen çaban ve heyecanınla, kendin olmaktan bir an bile vazgeçmeyişinle hep hatırımda kalacaksın.
...
Ah Jane, canım Jane Eyre... O kendisini bu duyguların içinde hissettiğinde henüz 10 yaşında küçük bir kızdı. Annesini de babasını da kaybetmişti. Tek akrabası olarak bildiği dayısı ona sahip çıksa da kısa süre sonra o da uçup gitti bu dünyadan. Dayısının vasiyeti üzerine yengesi ve 3 kuzeniyle aynı evde yaşamaya devam etse de sürekli hor görülmüş, itilip kakılmış, kötü bir kız çocuğu olarak etiketlenmişti. Halbuki bir parça sevgi görse, nefretle değil ilgiyle onunla konuşmaya yeltenseler durum hiç de böyle olmayacaktı. Onun yüreği kocaman bir bahçe, sevgiye susamıştı.
Bir süre sonra yengesi, kimsesiz çocukların olduğu yatılı bir okula gönderdi Jane'i. Bu okul, yönetimi nedeniyle oldukça disiplinli ve zor hayat