•contra mundum•

•contra mundum•
@kitaprihtimi
‘durup ince şeyleri anlamaya çalışıyorum. *inkisar* •Cogito, ergo sum.•
Puan vermedi·143 syf.··
2026 14. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 25 Şubat 2026 20:43
Yitik bir şey var içimizde, adını koyamadığımız ama eksikliğini her gün hissettiğimiz bir şey. Belki ruhumuz, belki düşüncelerimiz belki de bizi biz yapan o şey. Yitik Cennet, sadece bir düşüş hikayesi değil. Düşen, kaybedilen, yitirilen ama tam her şey bitti derken bir diriliş ile yeniden bulma serüveni. Sezai Karakoç diyor ki: Cennetten kovulmadık sadece, aynı zamanda özümüzden, hakikatten, anlamdan, belki de en çok kendimizden uzaklaştık. Yitirdik içimizdeki cennetin varlığını… Oysaki insan bilmeli, aslında her karanlığın bir aydınlığa vardığını, her dibin er geç yükseleceğini, her kaybın bir buluş olabileceğini… Okumak kesinlikle kolay değil ve herkese hitap ettiğini de söyleyemem ama şu bir gerçek ki hissettirdikleri gerçekten çok derin. Felsefi ve manevi yönü ağır basan, insan ve yaratılış üzerine derin bir sorgulama kitabı kendisi. Sadece okumak değil, anlamak istiyorsan seni bambaşka bir yere götürebilir. Mesela kitabı okurken kendini bir anda yasak elmaya uzanan Havva’nın karşısındaki Adem ile birlikte ya da tufanın ortasındaki Nuh ile veya kuyunun dibindeki Yusuf’un kendisiyle anlam ararken bulabilirsin. Çaresizliği iliklerine kadar hisseder maneviyatın o sonsuz gücü ile perdenin ardında asıl gerçeği görebilirsin. Ve gerçekten şanslıysan yitirdiğin cennete tekrar ulaşabilirsin. Kısacası, bir eksiklik, bir arayış ve içten içe büyüyen bir uyanış ile bir kitaptan ötesi yani uyanışın çağrısını ta kendisi. Sonun değil başlangıcın hikayesi.
Edebiyat
Yitik CennetSezai Karakoç · Diriliş Yayınları · 202411bin okunma
Reklam
Puan vermedi·130 syf.··
2025 77. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 13 Aralık 2025 23:42
Bu kitaba başlamadan önce kesinlikle bu kadar seveceğimi düşünmemiştim. Hatta nasıl olsa kısacık hızlıca okur bitiririm diye düşünüyor ama yanıldığınızı anlıyorsunuz, yanıltıyor bu kitap. Kahramanımız bir öğretmen, kendisi kilise ve Tanrı sevgisi ile büyütüldüğünden olsa gerek adaletsizlik, kötülükler veya acılar karşısında sorgulama yetisini fazlasıyla kullanıyor ve yine onun gözünden vicdanını kaybetmeye başlayan bir toplumun -gençliğin- portresi çiziliyor. Gençlik artık düşünmekten çok itaat etmeyi öğreniyor. Sorgulamak yerine ezberliyor ve en korkutucu olanı da kötülük, sıradan bir alışkanlığa dönüşüyor, merhameti değil, gücü öğreniyorlar. Bana göre kesinlikle tek bir döneme hitap etmeyen, hatta anlattıklarıyla çağının ötesinden izlenimler veren bir yandan tatlı tatlı distopya tadı verecekken gerçekliğin sert yüzüyle yüzleşince kaçınılmaz olanı anlıyorsunuz ve dönüp ‘durun bir dakika, biz şu an bütün bunları yaşıyoruz zaten’ algısıyla baş başa kalıyorsunuz. Kötülük, vicdan, merhamet, Tanrı iradesi, mutlak inanış, bir cinayet ve zehirlenen bir nesil. Kitap boyunca birçok soruyla baş başa kalıyorsunuz mesela; Kötülük doğuştan mı gelir yoksa toplum mu onu üretir? Kaybedilen ahlaki değerler kimin suçudur? Bir toplum ahlakını kaybettiğinde, gençlik gerçekten suçlanabilir mi? Toplum kitleler üzerinde bu kadar etkili midir? Horváth’ın dili sade ama etkisi kesinlikle ağır. Okudukça insan fark ediyor ki bu hikâye sadece geçmişi değil, bugünü de anlatıyor.
Edebiyat
Tanrısız GençlikÖdön Von Horvath · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20234,684 okunma
Puan vermedi·296 syf.··
2026 8. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 05 Şubat 2026 08:55
Bildiğiniz gibi zaman, hiçbir şekilde geri alınamayan, biriktirilemeyen ve tekrarlanamayan bir kaynaktır. Müdahale etmemize izin vermez, ele avuca sığmaz ancak yeterince şanslıysak an’ı yaşayarak onu ölümsüzleştirmeyi başarmak mümkündür. Kim yeterince kıymetini biliyor ki; geçen zamanın, giden yaşamın, tükenen nefesin veya arkasından yorulmaksızın koşturduğumuz günlük hayat telaşlarımızın… Bilmiyoruz ve doğru yerde doğru şekilde davranmamışsak ellerimizden kayıp giden yaşamın kendisi oluyor. Sonra bir bakıyoruz ki iş işten geçmiş, yolu kaçırmışız ve artık geri dönmek için çok geç (!) Yaşanmış geçmişle kafayı bozan karakterimizin yolu yine kendisini gibi geçmişte kaybolmuş bir ruh ile kesişir. En büyük arzuları ‘geçmiş klinikleri’ kurarak hafızasını yitirmeye mahkum hastaların, geçmişini aşamayan insanların veya nerede o eski zaman diyerek hasret çekenler için ‘zaman sığınakları’ kurmaktır ve bunu başarırlar da. Ancak insanoğlu neyi kontrol edebilmeyi başarmıştır ki sığınakların büyülü çılgınlığına kapılmamayı başarsınlar. Bilirsiniz, söz konusu insansa olaylar çığrından çıkmaya her zaman müsaittir. Geçmiş zamanın labirentine doğru yola çıkmaya hazırsanız buyurun, sığınaklarda size de yer var. “Geçmiş, şimdiki zamandan temel bir konuda farklılık gösterir, asla tek yönde akmaz.”
Edebiyat
Zaman SığınağıGeorgi Gospodinov · Metis Yayıncılık · 01,687 okunma
Puan vermedi·104 syf.··
2026 13. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Şubat 2026 19:43
Bambaşka evlerden, yollardan, hayatlardan bir araya gelen bambaşka 5 kadının hikayesi. Özgürlük, uğruna en çok savaş verilen kavramlardan biri olsa gerek şu an çağımızda bile hala ciddi bir mücadele nedeni iken özellikle yaşama hakkı ile desteklenince eksikliği kaçınılmaz bir isyana sebep oluyor. Ve günümüzde de gerçek hayatta hâlâ bunun savaşı veriliyor. Kadın olmak zamanın başlangıcından beri hayli zor olmuş olsa da orta doğuda kadın olmak hiçbir zaman kolay olmamıştır. Çağdaş İran tarihinden izler taşıyan bu eser; toplumsal cinsiyet algısı, genel ahlak kuralları, ölümlü yaşamın izleri, şiddet ve insan ilişkileri üzerine düşünmeye davet ederek aile ve toplumun dar sınırlarından kaçan kadınları anlatıyor ve kadınların erkeklerin olmadığı bir dünyada yaşayacakları bir gelecek hayal ediyor. Bu haliyle de yayınlandığı zaman içerisinde İran’da yasaklanan kitaplar arasında yer almayı da başarıyor.
Edebiyat
Erkeksiz KadınlarShahrnush Parsipur · Can Yayınları · 20242,142 okunma
Puan vermedi·440 syf.··
2025 80. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 27 Aralık 2025 12:11
Kitap aslında benim için 2025 senesinin son kitabıydı ancak şu son zamanlar hayatım öylesine dolu bir zihinle geçiyor ki kitabın yorumunu yazmak hiç kolay olmadı özellikle insanın zihnini toplayıp kitaba dair hislerini kelimelere dökmesi hayli zorlayıcı bir süreç. Gelelim kitaba öylesine duru öylesine sakin ilerliyor ki insanı en çok da bu sarsıyor sanırım. 3 kuşak kadının yani anneanne, anne ve torun üçgeni içerisinde ilerleyen eser okurken kuşak çatışmalarının, hangi dönem olursa olsun kadın olmanın nasıl zor olabileceğinin ya da yapılan fedakarlıklar ile insanın kendi hayatının ne kadarından vazgeçebileceğini gözler önüne seriyor. Aslında hiç uzak olmayacağımız bir yaşama şöyle bir göz atar gibiyiz, babasız büyümüş bir kızın yaptığı tercihler ile nasıl da bilinçaltında eksikliğini hissettiği şeylerin açlığını yaşadığını gösteriyor bir noktada. Aşk zamanla hastalıklı bir duyguya dönüşebilir mi, sevmek ödün vermek midir ya da aşk için fedakarlık yaptıkça kendimizden eksildiğimizi göremeyecek kadar kör olmak en başından bizim tercihimiz midir kestiremiyor insan. Unutabilmek var bir de, aslında ne büyük bir lütuf ama insan bunun değerini hiç anlamıyor. Bazen en çok da unutamamak yoruyor, yaralıyor, nefesini kesiyor, devam etmene izin bile vermiyor ama bir şekilde yaşıyoruz. Aileniz veya ebeveynleriniz hakkında yıllarca size söylenmiş şeylerden öte bir gerçeklik olduğunu öğrenseydiniz tepkiniz tam olarak nasıl olurdu? Bunu da tamamen tesadüfen annenizin bir uyurgezer olduğunu keşfettiğiniz sırada öğrenseydiniz kaçınılmaz bir şok etkisi olurdu eminim ki. Bilinmeyen bir uyurgezerlik yaşayan bir anne ve o annenin yıllardır içinde sakladığı onca gerçekler… Eksik kalmış bir hayat, söylenmemiş sözler veya hissetmeye bile korkulan bastırılmış duygular ile koca bir yaşamın
Edebiyat
Annemin Uyurgezer GeceleriAyfer Tunç · Can Yayınları · 20266,9bin okunma
Reklam