Yitik bir şey var içimizde, adını koyamadığımız ama eksikliğini her gün hissettiğimiz bir şey. Belki ruhumuz, belki düşüncelerimiz belki de bizi biz yapan o şey. Yitik Cennet, sadece bir düşüş hikayesi değil. Düşen, kaybedilen, yitirilen ama tam her şey bitti derken bir diriliş ile yeniden bulma serüveni.
Sezai Karakoç diyor ki: Cennetten kovulmadık sadece,
aynı zamanda özümüzden, hakikatten, anlamdan, belki de en çok kendimizden uzaklaştık. Yitirdik içimizdeki cennetin varlığını… Oysaki insan bilmeli, aslında her karanlığın bir aydınlığa vardığını, her dibin er geç yükseleceğini, her kaybın bir buluş olabileceğini…
Okumak kesinlikle kolay değil ve herkese hitap ettiğini de söyleyemem ama şu bir gerçek ki hissettirdikleri gerçekten çok derin. Felsefi ve manevi yönü ağır basan, insan ve yaratılış üzerine derin bir sorgulama kitabı kendisi. Sadece okumak değil, anlamak istiyorsan
seni bambaşka bir yere götürebilir. Mesela kitabı okurken kendini bir anda yasak elmaya uzanan Havva’nın karşısındaki Adem ile birlikte ya da tufanın ortasındaki Nuh ile veya kuyunun dibindeki Yusuf’un kendisiyle anlam ararken bulabilirsin. Çaresizliği iliklerine kadar hisseder maneviyatın o sonsuz gücü ile perdenin ardında asıl gerçeği görebilirsin. Ve gerçekten şanslıysan yitirdiğin cennete tekrar ulaşabilirsin. Kısacası, bir eksiklik, bir arayış ve içten içe büyüyen bir uyanış ile bir kitaptan ötesi yani uyanışın çağrısını ta kendisi. Sonun değil başlangıcın hikayesi.