Rezan Farqîn

Rezan Farqîn
@kitapsizadam
Yasaklanmış bir ülkedir gözlerin, Geçit vermez yerleşik sevdalara
Soğuktur benim dağlarımın yolları karlı Amed’im…
Soğuktur benim dağlarım, rüzgârı sert, sessizliği derin, taşında bin yılın izi, toprağında suskun bir ağıt var Amed’im. Kar yağar geceden sabaha, bir çocuğun alnına düşer ilk üşüme, bir ananın yüreğine çöker hasret ve sabah, Dicle’ye baka baka uyanır şehir. Sur diplerinde yankılanır adımlarım, bazalt taşlar tanır sesimi. Her taş bir hikâye fısıldar kulağıma, her hikâye bir yarayı usulca okşar. Gözlerim Hevsel’de yeşile durur, ellerim kara bulanan yolları aralar, çünkü bu şehir yürümeyi öğretir insana düşe kalka, sabırla, onurla. Soğuktur yolları Amed’in, kar diz boyu, umut omuzda taşınır. Bir türkü başlar uzaktan, yarım kalmış bir sevdadan söz eder. Sözler ağırdır, suskunluk daha ağır, ama bilirim: Bu şehir susarak da konuşur. Dicle akar, zaman gibi, inatla ve sakince. Kıyısında oturur dertlerim, taş sektirir çocukluğum. Bir mendil sallanır uzak bir pencerede, bekleyiştir adı, Amed’de beklemek bir sanattır ve herkes ustadır biraz. Soğuktur benim dağlarım, ama yüreği sıcaktır bu halkın. Bir tas çorba paylaşılır karanlıkta, bir selam büyütür sabahı. Kış uzun sürer belki, ama bahar inadına gelir, bademe durur umut, gülümser taşlar bile. Ben Diyarbakırlı bir kalemim, mürekkebim Dicle’den, kâğıdım Sur’un gölgesi. Yazarım ki unutulmasın, yazarım ki donmasın sözler. Soğuk yolları aşar kelimelerim, karı deler, Amed’in kalbine varır. Soğuktur benim dağlarım, yolları karlı Amed’im. Ama bil ki şehirler de insanlar gibidir; acıyla yoğrulur, umutla ayakta durur. Ve ben her mısrada bir kez daha inanırım: Bu şehir, en soğuk kışta bile baharı hatırlar.
Reklam
Roboski
Roboski, Kürdün yüreğinde kapanmayan bir yaradır. Ne zaman dağlara baksa kanar, ne zaman bir çocuk gülse sızlar. Çünkü Roboski, yalnızca toprağa düşen bedenler değildir; Roboski, inkârın, cezasızlığın, suskunluğun yıllardır kanattığı bir vicdandır. O gece Kürtçe susturuldu gökyüzü. Ana diliyle ağlayan annelerin sesi dağlara çarpıp geri döndü. “Evladım” dediler, ama cevap veren olmadı. Devletin kulakları sağır, vicdanı o gece izinliydi. Roboski’de öldürülenler birer “yanlış” değildi. Onlar yoksulluğun çocuklarıydı. Sınırı aşan umutları vardı sadece; silahları değil, gelecekleri vuruldu. Kürt, ölümü iyi tanır. Ama bu ölüm başkaydı. Bu, bilerek görmezden gelinen, bilerek hesabı sorulmayan bir ölümdü. Bu yüzden Roboski, bir mezarlık değil yalnızca, bir mahkeme salonudur aslında. Sanıkları belli,
Merxas ê çiyâ
Yan pişta xwe bidê çîyayekî, li ser berf û bêdengiyê hespê xwe bigerîne, bila çiya barê te bigire, bila sirrên dilê te li nav keviran veşêre. Yan jî bide merxasekî, merxasê ku bi çavên xwe tu carî nexiyanî, bi destên xwe tu carî nexirabûnî, ew ê li hember fırtînan li ser te raweste, ne bi gotin, lê bi hebûna xwe. Her kesê ku li vir tê, barên xwe li piştê xwe digire, lê tu barê xwe bidê xwe, bidê axê, bidê ba, bidê şevê. Çimkî hinek bar, ne ji bo milên mirovan in, ew ji bo çiya ne, ji bo merxasan in, ji bo dengê bêgotin û birînên ku bi demê re tên baş bûn.
Kul Hakkı, Adalet ve Demir Kapılar Ardında Kalanlar
Hz. Muhammed derdi ki: “Kul hakkıyla gelen, dağlar kadar sevapla da gelse kurtulamaz.” Bu söz, yalnızca bir ahlâk öğüdü değil; iktidarlara, mahkemelere, gardiyanlara ve suskun kalanlara yazılmış ağır bir mektuptur. Çünkü kul hakkı, sadece cebimizden çalınan para değildir; çalınan ömürdür, ötelenen adalettir, demir kapılar ardında çürüyen umutlardır. Cezaevleri vardır… Suçlularla dolu değildir yalnızca. Orada bazen hak arayanlar yatar, adaleti hatırlatanlar yatar, yanlış yerde doğru sözü söyleyenler yatar. Ve dışarıda özgür gezen nice insan, içeridekilere borçlu yaşar; ama borcunu inkâr ederek. Hz. Muhammed, veda hutbesinde insanlığa son kez seslenirken, saltanat kurmayı değil, emaneti öğretti. “Hepiniz çobansınız ve güttüklerinizden sorumlusunuz” dedi. Bugün sorumluluk makamında oturanlar bilsin ki, bir insanın özgürlüğüyle oynadığınızda sadece yasayı değil, emaneti çiğnersiniz. Adalet, güçlüye kalkan, zayıfa sopa olursa; mahkeme salonları gerçeği değil talimatı dinlerse; bir fikir, bir cümle, bir itiraz demir parmaklıklarla susturulursa… orada kul hakkı birikir. Ve kul hakkı, ne af dilekçesiyle silinir ne de zaman aşımına uğrar. Cezaevinde kalan siyasi mahkûm, yalnız değildir aslında. Onunla birlikte içeride hukuk da yatar, vicdan da yatar, gelecek de. Dışarıda kalanlar ise rahat uyuyamaz; çünkü adalet bir kişiye haksızlık yapıldığında, herkes için tehdit altındadır. Hz. Muhammed’in adaleti, düşmanına bile haksızlık yapmamayı emrederken; bugün aynı dine sığınıp haksızlığa susanlar, en ağır kul hakkının altına girer. Çünkü susmak da bir fiildir. Ve zulüm karşısında susan, zulmün ortağıdır. Unutmayın:
Seyit Rıza
Bizi yok sayacaksınız , Biz daha çok varolacağız..
Reklam