Rezan Farqîn

Rezan Farqîn
@kitapsizadam
Yasaklanmış bir ülkedir gözlerin, Geçit vermez yerleşik sevdalara
Ayrılık vakti ..
Nereye gitsem hep ayrılık karşıma çıkıyor… Dağların omzunda yürürken anladım ki, insan bazen en çok kendi gölgesine yeniliyor. Rüzgâr yüzüme her çarptığında, içimde uğuldayan eski bir hikâyenin yıkık duvarlarına çarpıyor adımlarım. Ben yolun askeri değilim, yüreğinin kabuğunu kırmış bir yolcuyum sadece. Her sabah yeni bir yara alıyor içim, her gece göğsümün ortasında bir ateş sönüyor. Bir başıma duruyorum uçurumların kenarında, ne geri dönmeye bir ses var, ne ileride bir umut işareti. Karanlığı delip geçen bir çift göz arıyorum hâlâ, belki bir gün beni bulur diye değil… Bir gün beni unutur diye. Çünkü en ağır yük hatırlanmak değil, kimsenin bilmediği bir acının kendini taşıyamayacak kadar ağırlaşmasıdır. Ve ben, yolları bitmeyen bir yolcunun kalbinde büyüyen sessiz bir dağ masalıyım… Gitmekle kalmak arasında sıkışmış, her adımda bir şey kaybedip hiçbir yerde tamamlanamayan. Nereye gitsem ayrılık,
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Söylesene sosyete kızı
Söylesene sosyete kızı, Sen hiç rüzgârın önünde savrulan bir umut gördün mü? Toprağın soğuk yüzüne başını koyup sabahı bekledin mi? Bizim gecelerimizi parfüm değil barut kokusu ısıtır. Yüreğimizdeki ateşi kimse söndüremez, sen de bilirsin. Ben dağla konuşurum, o da bana susmayı öğretir. Kırılmış bir kalbin değil, yorulmuş bir ömrün izlerini taşırım. Gözlerimdeki karanlık, gördüğüm acılardan biriktirilmiş. Ama yine de umudu sırtımda taşırım, düşmesin diye. Sana bakınca bile aklıma önce yol, sonra mücadele gelir.
Bu topraklarda her acıdan bir kardeşlik büyütmek mümkün.
Gecenin en derin saatlerinde bile umut, bir halkın yüreğinde sessizce çınlarsa, işte orada yeni bir sabah filizlenir. Ben, bu ülkenin hem yarasını hem umudunu taşıyan bir evladıyım. Bizim hikâyemiz, birbirini anlamaya çalışan iki kalbin, iki halkın hikâyesidir. Birimizin dili başka, diğerimizin türküsü başka olabilir; ama çocuklarımızın gülüşü aynıdır, toprağa düşen gözyaşımız aynıdır, özgürlük arayışımız aynıdır. Kürt olmak rengimse, Türk olmak komşumun nefesi, yol arkadaşımın gölgesidir. Bu topraklar bizi ayırmak için değil, birbirimize benzemezliğimizle daha güçlü kılmak için var. Kardeşlik, bir mecburiyet değil; bilinçli bir seçimdir. Ben o seçimi her gün yeniden yapıyorum: yan yana durmayı, birbirimizin acısını sahiplenmeyi, birbirimizin sevincini büyütmeyi… Biz kavga ederek değil, konuşarak büyüdük. Birbirimizin yarasını sararak. Bir Türk annenin duasıyla bir Kürt babanın ağıdı aynı göğe yükseldi bu ülkede. Aynı toprağa düşen ter, aynı çocukların geleceğine harcandı. İşte bu yüzden kardeşlik bizim için bir şiir değil, somut bir yaşam biçimidir. Biliyorum, geçmişte karanlık sayfalar oldu. Acılar, yanlışlar, inkârlar… Ama ben geleceğe bakınca başka bir şey görüyorum: Bir Kürt gencinin kaleminden çıkan her kelimede barışın sesi, bir Türk gencinin yüreğinde filizlenen her hayalde ortak bir ülkenin nefesi… Ben inanıyorum: Biz birbirimizi seversek, kimse bizi birbirimize düşman edemez. Biz birbirimizi anlarsak, kimse aramıza duvar öremez. Biz birbirimize omuz verirsek, bu topraklarda özgürlük de, eşitlik de, kardeşlik de filiz verir. Ve gün gelir, hep birlikte aynı cümleyi gururla söyleriz: “Dilim Kürt, rengim Kürt, vatanım Türkiye… Hepimiz için adalet, hepimiz için barış, hepimiz için kardeşlik.”
Gönül Meselesi
Gönül, insanın içindeki en büyük ova, en geniş topraktır. Kimi gelir o toprağa sevdanın tohumunu serper, merhameti yağmur yapar, muhabbeti güneş gibi doğurur. Kimiyse içindeki karanlığa yenik düşer; öfkeyi, kini, kıskançlığı eker o verimli toprağa… Toprak neyi kabul ederse onu büyütür, onu filizlendirir. Ve zaman geçer… O tarlanın mahsulü ortaya çıkar: Kiminin yüreğinden iyilikler boy verir, gölgesinde insanlar soluklanır. Kiminin yüreğinden ise dikenler çıkar, yaklaşanı yaralar. Ama unutulmamalıdır ki gönül kimsenin elinde oyuncak değildir; Ona neyi ekersen, gün gelir onu biçersin. Ne kadar gizlersen gizle, ne kadar saklarsan sakla, Amelin, kalbinle birlikte filizlenir ve insan, kendi elleriyle ektiği kaderi biçer. Gönül tarlası asla yalan söylemez. Ne ekildiğini bilir, ne büyüdüğünü gösterir. Bu yüzden insan önce kalbini temiz tutmalı, sonra niyetini doğru atmalı, Çünkü her hasat gününde, herkes kendi ektiğiyle yüzleşir.
ACININ DİLİ - 2
Acının diliyle konuş diyorsun… Ben de sustuğum yerden, yanık bir dengbêj sesiyle anlatayım o vakit. Çünkü biz acıyı kelimelerle değil, yürekle taşırız. Bir Kürdün sevdası gibidir benim sözüm; yarısı dağlarda kalmış, yarısı sürgün yollarında. Sevdamın dili yasaklanmış, adını söylesem suç, sesini duysam ihanet sayılır. Ama bil ki, ben yine de severim — taşın soğukluğuna, zincirin ağırlığına, sessizliğin bile utanacağı kadar derinden. Bizim sevdamız harflerle değil, yüreğin içindeki o yanık yerle anlatılır. Bir annenin fotoğrafa sarılıp sessizce ağlamasıyla, bir çocuğun babasının adını fısıldarken dili titremesiyle… Acı, bizim en eski dilimizdir. Ne kadar yasaklarsan yasakla, bir ağıtla yeniden doğar, bir stranla dağlara yankılanır, bir kalemin ucunda yeniden can bulur. Ben seni o dilde severim işte — yasaklı, ama onurlu. Yaralı, ama dimdik. Bir Kürdün sevdası gibi: Yüreği paramparça ama gözleri hâlâ umutla bakan bir halkın yüreğinden kopma. İstersen susayım şimdi,