Gecenin en derin saatlerinde bile umut, bir halkın yüreğinde sessizce çınlarsa, işte orada yeni bir sabah filizlenir. Ben, bu ülkenin hem yarasını hem umudunu taşıyan bir evladıyım. Bizim hikâyemiz, birbirini anlamaya çalışan iki kalbin, iki halkın hikâyesidir. Birimizin dili başka, diğerimizin türküsü başka olabilir; ama çocuklarımızın gülüşü aynıdır, toprağa düşen gözyaşımız aynıdır, özgürlük arayışımız aynıdır.
Kürt olmak rengimse, Türk olmak komşumun nefesi, yol arkadaşımın gölgesidir. Bu topraklar bizi ayırmak için değil, birbirimize benzemezliğimizle daha güçlü kılmak için var. Kardeşlik, bir mecburiyet değil; bilinçli bir seçimdir. Ben o seçimi her gün yeniden yapıyorum: yan yana durmayı, birbirimizin acısını sahiplenmeyi, birbirimizin sevincini büyütmeyi…
Biz kavga ederek değil, konuşarak büyüdük. Birbirimizin yarasını sararak. Bir Türk annenin duasıyla bir Kürt babanın ağıdı aynı göğe yükseldi bu ülkede. Aynı toprağa düşen ter, aynı çocukların geleceğine harcandı. İşte bu yüzden kardeşlik bizim için bir şiir değil, somut bir yaşam biçimidir.
Biliyorum, geçmişte karanlık sayfalar oldu. Acılar, yanlışlar, inkârlar… Ama ben geleceğe bakınca başka bir şey görüyorum:
Bir Kürt gencinin kaleminden çıkan her kelimede barışın sesi, bir Türk gencinin yüreğinde filizlenen her hayalde ortak bir ülkenin nefesi…
Ben inanıyorum: Biz birbirimizi seversek, kimse bizi birbirimize düşman edemez.
Biz birbirimizi anlarsak, kimse aramıza duvar öremez.
Biz birbirimize omuz verirsek, bu topraklarda özgürlük de, eşitlik de, kardeşlik de filiz verir.
Ve gün gelir, hep birlikte aynı cümleyi gururla söyleriz:
“Dilim Kürt, rengim Kürt, vatanım Türkiye…
Hepimiz için adalet, hepimiz için barış, hepimiz için kardeşlik.”