Rezan Farqîn

Rezan Farqîn
@kitapsizadam
Yasaklanmış bir ülkedir gözlerin, Geçit vermez yerleşik sevdalara
Gerçek kahramanlar, sessizce yaşayıp sessizce gidenlerdir.”
Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde, dar sokakları taş duvarlarla örülü, zamanın izlerini taşıyan eski bir mahallede bir adam yaşardı. Adını pek kimse bilmezdi, çünkü o hiçbir zaman kendini ön plana çıkarmazdı. İnsanlar ona sadece “iyi yürekli adam” derdi. Yalnızdı, kimsesi yoktu. Ama mahalledeki garibanlar, çocuklar, düşkünler onun ailesi gibiydi. Günün birinde aç bir çocuk kapısını çaldığında, cebinde son parasını çıkarır ona ekmek alırdı. Bir yaşlı komşu su bidonunu taşıyamadığında sessizce koluna girer, yükünü sırtlanırdı. Ne kadar darda, ne kadar yalnız bir insan varsa o oradaydı. Çoğu insanın görmediği bir tarafı vardı: Her bayram sabahı, gizlice yoksul çocuklara yeni kıyafetler alır, mahalle bakkalının arkasında saklı torbaları birer birer kapıların önüne bırakırdı. Bayram sabahı olduğunda bütün çocukların gözleri parıldardı. Kimi şekerin sevincini yaşardı, kimi ayakkabısının yeni kokusunu içine çekerdi. Ama hiç kimse bilmezdi o gizli elin kim olduğunu. Bu adamın yüreği merhametle doluydu. Kendi hayatında yalnızlığı yaşasa da, başkalarının yalnız kalmaması için var gücüyle uğraşırdı. Mahallede kimseye minnet ettirmez, iyiliğini dillendirmezdi. Onun için yardım etmek, nefes almak kadar doğaldı. Ve günlerden bir gün, sokak başında yaşlı bir kadının koluna girip pazar yükünü taşırken, kara haber gibi ansızın bir kurşun sesi yankılandı. Kör bir kurşun, hiçbir suçu olmayan o adamın göğsüne saplandı. Mahalle bir anda sessizleşti, çocukların neşesi, kuşların cıvıltısı sustu. O an herkes anladı: İyilikle yaşayan bir kalp, zalim bir kurşunun hedefi olmuştu. Cenazesinde bütün mahalle toplandı. Çocuklar ağlıyordu, yaşlı kadınlar ellerini açıp dua ediyordu. O gün herkes fark etti ki; o yalnız sandıkları adam aslında koca bir mahalleyi sırtında taşımıştı. En çok da çocuklar
YILMAZ GÜNEY SÖZLERİ
Reklam
Bir adam vardı hiç görmediğim
Bir adam vardı… Hiç görmediğim, hiç tanımadığım, hiçbir yerde karşılaşmadığım bir adam. Yalnızca kelimelerin gölgesinde, mısraların derinliğinde, bazen de anlatıların sessizliğinde var olan bir adam. Ne bir sureti vardı gözümde, ne de bir sesi kulağımda; ama kalbimin içinde derin bir yer etmişti. Çünkü onu hep başkalarının sözlerinden duydum, hep birilerinin fısıltılarında, anılarında, şiirlerinde buldum. Anlatan herkes aynı şeyleri söylerdi: “İyi bir adamdı… elini uzatırdı düşene, gülüşünü verirdi ağlayana, sırtını yaslatırdı yorulana…” Ama işte ben onu hiç görmemiştim. Geceleri bazen penceremin önünde oturup, uzaklara bakarken düşünürdüm: “Nasıl bir adam olabilir ki bu kadar iz bırakmış, hiç görmediğim hâlde bana bile dokunmuş?” Sanki rüzgâr onunla konuşur, yağmur onun adını söylerdi. Bir çocuk gülüşünde, bir yaşlının duasında, bir annenin gözyaşında izi kalmış gibiydi. Onu aradım… Kalabalık şehirlerin sokaklarında, eski kitapların sayfalarında, yıpranmış şarkılarda, unutulmuş türkülerde… Ama ne yüzüne rastlayabildim, ne de eline dokunabildim. Bazen düşündüm: Belki de hiç var olmamıştı, belki de sadece insanların özlemlerinden doğmuş bir hayaldi. İyiye, doğruya, adalete olan açlığımızın ete kemiğe bürünmüş bir hayali… Ama sonra anladım. O adam aslında her yerdeydi. Bir yetimin başını okşayan ellerde, yolda kalan birine su veren küçücük çocukta, umudunu yitirmiş birini ayağa kaldıran bir bakışta… O, belki tek bir insanda değil, insanlığın en güzel yanlarında gizlenmişti. Belki de onun hikâyesi hiç bitmeyecek. Çünkü her anlatanın dilinde yeniden doğacak, her iyi yürekte yeniden can bulacak. Ben onu hiç görmedim, hiç tanımadım, ama bilirim: O adam vardı. Ve var oldukça, insanlık da tükenmeyecek. Çünkü bazen hiç görmediğimiz insanlar, gördüklerimizden daha çok
Sen Hiç Sevdin mi
Sen hiç sevdin mi — senin olmayan birini, bir gecenin sesizliğinde, karanlık bir patika yolunda, ayın ışığıyla bakışını gördün mü? İmkânsız olmasına rağmen bir ömür bekledin mi? Ay, gövdesini uzatırken ağaçların arasında, adımların yankılanır sessizliğe; her adım bir soru, her gölge bir anı. Gözlerinle tuttuğun o insan, sana ait olmayan bir dünya taşıyor içinde — ama sen yine de orada duruyorsun, nefesini geceye teslim etmiş bir bekleyişle. Rüzgâr, geçmişten bir şarkı fısıldar kulaklarına; hatırlamak mı istiyorsun yoksa unutmak mı? İkisine de razı olmayan bir kalp, ay ışığında kıvranır. Onun gülüşü başka bir ellerin sıcaklığında, sesinin titreyişi uzak bir evin penceresinden gelir; sen ise, varlığıyla yokluğu arasında asılı kalmışsın. Mevsimler gelip geçer; kar düşer, bahar yeşerir, yaz güneşi vurur yollara. Sen bekledikçe yollar uzar, yüzler değişir, şehirler unutur adını — ama içindeki o küçük ateş, sönmez. Her umut kıvılcımı, geceyi biraz daha aydınlatır;
Güneşe Sevdalı Çocuklar
Toprak bizi bekler
Yaşarken mutlu olmaya bak; çünkü ölü olmak uzun sürer. Günlerin kıymetini ertelersen, bir daha geri gelmeyecek olan güneşlerin altında hep pişmanlıkla yanarsın. Bir bardak çayın sıcaklığında, bir çocuğun gülüşünde, gecenin ağır sessizliğinde saklı küçük sevinçleri toplamak gerek — büyük zamanların peşinden koşup, ruhu açlığa terk etmeden önce. Bu dünya Hz. Muhammed’de kalmadı; ne peygamberin kabrinde, ne de tarihin sayfalarında sabit duran bir güvenli liman var artık. Dünya gelip geçici; ne zenginlik burada baki, ne şan, ne de öfke… Toprak bizi bekler, toprakla konuşuruz en sonunda. Toprak, hepimiz için aynı kelimeleri saklar: “Geri dön.” O yüzden dizlerine kapanıp yalnızca kaygı değil, şükrün, sevginin, affetmenin de izlerini bırak; kıyıya vuran dalgalar gibi, yok olurken ardında huzur bıraksın. Yaşamak, ömrün uzunluğuyla değil, derinliğiyle ölçülür. Bir anın içindeki gerçeği kıymet bil; dostuna içten bir söz söyle, hatalarını kabul et, sevdiklerini sarılmadan bırakma. Küçük iyilikleri erteleme — çünkü dünya bir gün senin ardında susacak, ama sevgi ve iyilik, küllülerde bile bir sıcaklık bırakır. İnsan, kâh gururdan kırılır kâh kibirden düşer; merhamet ise her iki yarayı da iyileştirir. Ölümlülüğünü unutma, ama ondan korkup yaşamaktan kaçma. Ölüm bir son değil, kadim bir kapı — bu kapıya hazırlıklı olmak, günlük sevinçleri küçümsememekle başlar. Her sabah uyandığında bir daha gelmeyecek bir şans daha olduğunu bil; hava varsa umut var, nefes varsa dua var. Toprağın çağrısını duyduğunda utanma; çünkü herkesin bir parçası o toprağa verecek. Ver kendinden güzel şeyler: hatır, merhamet, tebessüm, doğru söz. Ve eğer bir gün ardında yalnızca toprak ve birkaç hatıra kalacaksa, bırak geride kalanlar huzurla anımsasın seni. Çünkü en güzel miras, bir ağacın gölgesi altında
YILMAZ GÜNEY SÖZLERİ
Faşizm salgını
Dünyaya yayılan ve tedavisi bulunmayan en büyük virüs faşizmdir; çünkü o, görünmez bir mikrop gibi insanın zihnine sızar, kalpleri zehirler, halkları birbirine düşman eder, insanlığın ortak değerlerini paramparça eder. Faşizm, insanı insana yabancılaştıran, farklılıkları düşmanlık gibi gösteren, özgürlüğü tehdit eden, adaletin kökünü kurutan karanlık bir hastalıktır. İnsanoğlunun en tehlikeli yanı da bu virüsü kendi elleriyle büyütmesi, onu kimi zaman milliyetçilik, kimi zaman din, kimi zaman da çıkar hesaplarıyla süsleyip meşrulaştırmasıdır. Ve işte bu yüzden faşizm, sadece bir ideoloji değil; her coğrafyada yeniden doğabilen, her toplumda filizlenebilen, tedavisi zor bir salgındır. Onu yenmenin tek yolu; hakikati haykırmak, eşitliği savunmak, adaleti diri tutmak ve özgürlüğü omuz omuza korumaktır. Çünkü unutulmamalıdır ki faşizm bir kez kök saldığında, sadece halkları değil, insanlığın bütün vicdanını çürütür.
YILMAZ GÜNEY SÖZLERİ
Reklam