Rezan Farqîn

Rezan Farqîn
@kitapsizadam
Yasaklanmış bir ülkedir gözlerin, Geçit vermez yerleşik sevdalara
Taş olsa çatlardı..
Ben gördüm. O yüzden susmam zor oldu. Bir sabahın nasıl korkuyla başladığını gördüm önce. Kapı çalınmadı, vuruldu. İnsan kapısının vurulma sesini bir kez duydu mu, bir daha hiçbir kapıyı aynı şekilde dinleyemez. İçeride çocuk vardı, uykusu yarım kalmış. Dışarıda üniforma, bağıran sesler, acele. O acelede insanın adı düşer, yüzü silinir, geriye sadece bir dosya kalır. Ben dosya olmadım ama dosyaya dönüştürülenleri gördüm. Taş olsa çatlardı. Ben aslanlar gibi hepsinin üstesinden birer birer geldim derken, cesaretten söz etmiyorum. Mecburiyetten söz ediyorum. Ayakta kalmak bazen bir tercih değil, bir refleks olur. Düşersen ezileceğini bildiğin için düşmemeyi öğrenirsin. Evler yıkıldı. Yıkılan sadece duvar değildi. Bir annenin mutfağıydı, bir babanın akşam dönüşü, bir çocuğun pencere kenarında kurduğu hayallerdi. Enkazdan çıkarılan eşyalar oldu; ama en çok da çıkarılamayan anılar kaldı altında. Kimse onları saymadı. Ben saydım. Gözaltı dediğiniz şey birkaç saatlik bir bekleyiş değildir her zaman. Bazen insanın kendisiyle baş başa bırakıldığı uzun bir boşluktur. Saatler geçer, günler geçer. Işık yanar söner ama zaman ilerlemez. Sorular aynı kalır, cevaplar değişse de suç sabitlenir. Suç, var olmaktır bazen. İşkence yalnızca vurmak değildir. Bekletmektir. İnkâr etmektir. “Hiçbir şey olmadı” demektir. İnsan yaşadığını anlatmaya çalıştıkça, ona yaşamadığı söylenir. İşte orada ikinci kez yaralanır insan. Ben bu yarayı gördüm. Dikiş tutmayan cinsten. Bir dilin yavaş yavaş evin içine çekilmesini gördüm. Önce sokakta kısılır, sonra okulda susar, en son evde fısıltıya dönüşür. Bir çocuk annesine bakar, annesi susuyorsa çocuk da susar. Böyle böyle büyür sessizlik. Buna da alışılır sanırlar. Ama sessizlik alışkanlık değil, birikimdir. Bir gün taşar. Katliam kelimesi ağırdır, evet.
Reklam
“Zalimlere Diz Çökmeyin Rojava, Yeni Doğan Umudun Güneşidir”
unutmayın! Kadınların ayağa kalktığı bir halk yenilmez! Kadınların öncülüğünde kurulan bir yaşam, karanlığı paramparça eder!
Rojava
Rojava’da insanlar ölmüyor sadece. Rojava’da insanlar öldürülüyor. Ve bu, kimsenin “haberim yoktu” diyemeyeceği kadar açık, çıplak ve sistemli. Bir halk, haritaların keyfine göre nefessiz bırakılıyor. Bir coğrafya, çıkar hesaplarının arasında sıkıştırılıyor. Bir çocuk, büyük devletlerin kirli cümleleri yüzünden toprağa erken giriyor. Soruyorum: Bir halkın yaşama hakkı ne zaman pazarlık konusu oldu? Bir çocuğun canı hangi masada “kabul edilebilir kayıp” sayıldı? Rojava’da Kürtler, sadece silahla değil; inkârla, sessizlikle, ikiyüzlülükle vuruluyor. Bombadan sağ çıkan, ambargodan boğuluyor. Kurşundan kurtulan, yalnızlığa teslim ediliyor. Dün demokrasi diyenler, bugün susuyor. Dün insan hakları diye kürsüye çıkanlar, bugün takvimlerine bakıyor. Çünkü Rojava, çıkarların yolunda bir “fazlalık” sayılıyor. Ama şunu bilin: Bir halkı yok saymak, onu yok etmez. Sadece suçunuzu büyütür. Rojava’da kadınlar hedef alınıyor çünkü korkutuyorlar. Çünkü boyun eğmiyorlar. Çünkü “kurtarılmayı bekleyen” değil, kendini savunan kadınlar onlar. Bir kadın silah tuttu diye değil; Bir kadın özne olduğu için vuruluyor. Çocuklar öldürülüyor çünkü gelecektirler. Çünkü hafızadırlar. Çünkü bir halkın yarını, bugünden yok edilmek isteniyor. Ve dünya… Dünya bunu izliyor. Sessizlik tarafsızlık değildir. Sessizlik, faille aynı saftır.
Rojava’da hayali sömürgecilik meftundur
Rojava’da hayali sömürgecilik meftundur, Çünkü burası haritalara sığmayan bir hafızadır. Toprağın altında yalnız kökler yok, Yarım kalmış çocukluklar, susturulmuş diller var. Ben bir dağın adını ezberledim önce, Sonra annemin sessizliğini. Bize sınır çizdiler kâğıtlarla, Biz rüzgârla öğrendik yön bulmayı. Gece çöker, yıldızlar tanıktır yürüyüşüme, Ayak izlerim toprakta değil, tarihtedir. Beni yok sayanlar bilmez: Unutulmak en ağır sömürgedir. Silinmek istendik, çoğaldık. Sürgün edildik, kök saldık. Bir dil susturulduğunda Bir dağ konuşmayı öğrendi. Ben bir gerillayım, Ama önce bir hafızayım. Ve Rojava, Hiçbir imparatorluğun rüyasında uyanamayacağı Kadar gerçektir.
Güneşe Sevdalı Çocuklar