Ben gördüm.
O yüzden susmam zor oldu.
Bir sabahın nasıl korkuyla başladığını gördüm önce. Kapı çalınmadı, vuruldu. İnsan kapısının vurulma sesini bir kez duydu mu, bir daha hiçbir kapıyı aynı şekilde dinleyemez. İçeride çocuk vardı, uykusu yarım kalmış. Dışarıda üniforma, bağıran sesler, acele. O acelede insanın adı düşer, yüzü silinir, geriye sadece bir dosya kalır.
Ben dosya olmadım ama dosyaya dönüştürülenleri gördüm.
Taş olsa çatlardı.
Ben aslanlar gibi hepsinin üstesinden birer birer geldim derken, cesaretten söz etmiyorum. Mecburiyetten söz ediyorum. Ayakta kalmak bazen bir tercih değil, bir refleks olur. Düşersen ezileceğini bildiğin için düşmemeyi öğrenirsin.
Evler yıkıldı. Yıkılan sadece duvar değildi. Bir annenin mutfağıydı, bir babanın akşam dönüşü, bir çocuğun pencere kenarında kurduğu hayallerdi. Enkazdan çıkarılan eşyalar oldu; ama en çok da çıkarılamayan anılar kaldı altında. Kimse onları saymadı.
Ben saydım.
Gözaltı dediğiniz şey birkaç saatlik bir bekleyiş değildir her zaman. Bazen insanın kendisiyle baş başa bırakıldığı uzun bir boşluktur. Saatler geçer, günler geçer. Işık yanar söner ama zaman ilerlemez. Sorular aynı kalır, cevaplar değişse de suç sabitlenir. Suç, var olmaktır bazen.
İşkence yalnızca vurmak değildir. Bekletmektir. İnkâr etmektir. “Hiçbir şey olmadı” demektir. İnsan yaşadığını anlatmaya çalıştıkça, ona yaşamadığı söylenir. İşte orada ikinci kez yaralanır insan. Ben bu yarayı gördüm. Dikiş tutmayan cinsten.
Bir dilin yavaş yavaş evin içine çekilmesini gördüm. Önce sokakta kısılır, sonra okulda susar, en son evde fısıltıya dönüşür. Bir çocuk annesine bakar, annesi susuyorsa çocuk da susar. Böyle böyle büyür sessizlik. Buna da alışılır sanırlar. Ama sessizlik alışkanlık değil, birikimdir. Bir gün taşar.
Katliam kelimesi ağırdır, evet.