Yüreğimdeki fırtınayı kimse bilmedi.
Çünkü ben acıyı bağırarak değil, susarak yaşadım.
Herkes beni taş sandı; oysa ben en çok içimden kırıldım.
Sokakların dilini öğrendim erken yaşta, adaletin saraylarda değil, dizlerimdeki yaralarda saklı olduğunu da.
Bir memleket sevdim; bana hiç merhamet göstermedi.
İnsanları sevdim; çoğu sırtını döndü.
Ama yine de kin tutmadım, çünkü kin zayıfların yüküdür;
ben öfkeyi ekmeğim gibi bölüştüm, direnci cebimde taşıdım.
Beni yanlış anladılar.
Asi dediler, suçlu dediler, tehlikeli dediler.
Hiçbiri şunu sormadı:
“Bu adam neye karşı bu kadar öfkeli?”
Çünkü sorarlarsa, cevapta kendilerini göreceklerdi.
Benim kavgam koltukla olmadı hiç,
benim kavgam aç çocuklarla, eğik başlarla, suskun analarla başladı.
Bir çocuğun gözünde büyüyen korku,
bir işçinin avucundaki nasır
benden daha çok konuştu bu ülkede.
Yalnız kaldım.
Kalabalıkların ortasında bile yalnız kaldım.
Ama yalnızlık bana ihanet etmedi;
beni eğmedi, bükmedi, satmadı.
Ben de onu terk etmedim.
Yüreğimdeki fırtına dinmedi,
ama ben liman aramadım.
Çünkü bazı insanlar sığınmak için değil,
dalga olmak için doğar.
Ve şunu öğrendim:
Bu memlekette doğruyu söylemenin bedeli ağırdır,
ama susmanın bedeli daha ağır.