Rezan Farqîn

Rezan Farqîn
@kitapsizadam
Yasaklanmış bir ülkedir gözlerin, Geçit vermez yerleşik sevdalara

Rezan Farqîn

, bir kitap okudu
Puan vermedi·129 syf.·
2026 1. kitabı
Aylin Balboa
8.4/10 · 13,7bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?

Rezan Farqîn

, bir kitabı okumaya başladı
M. Sait Üçlü
9.5/10 · 22 okunma
Rehşan Demirel – Ateşe Yürüyen Bir Hayat
Newroz’un yaklaştığı günlerde doğmuştu Rehşan. Çocukluğu, uzun kışların hüküm sürdüğü ama insanların umudu hiç bırakmadığı bir coğrafyada geçti. Daha küçük yaşta şunu öğrenmişti: Bazı hayatlar sessiz yaşanır, bazıları ise bir iz bırakmak zorundadır. Rehşan’ın içindeki huzursuzluk erken başladı. Haksızlığa tahammül edemiyordu. Çevresinde gördüğü adaletsizlikler, suskunluklar ve korku, onun içinde büyüyen bir yük haline geldi. İnsanlar susmayı seçtikçe, o daha çok konuşmak istiyordu. Annesi ona geceleri eski hikâyeler anlatırdı. En çok da Kawa the Blacksmith’nın hikâyesini… Ateşin sadece bir alev değil, bir anlam olduğunu… Karanlığı yırtan bir işaret olduğunu… Rehşan bu hikâyeleri dinlerken şunu düşündü: “Bazen bir insanın kendisi bir kıvılcım olmak zorunda kalır.” --- İçindeki Yangın Yıllar geçtikçe Rehşan’ın içindeki sıkışmışlık arttı. Sadece kendi hayatı değil, etrafındaki insanların sessizliği de onu ağırlaştırıyordu. O, değişmeyen düzenin içinde boğuluyordu. Ama o ne tamamen umutsuzdu, ne de tamamen güçlü… İkisinin arasında bir yerdeydi. Bir gün şunu söyledi: “İnsan bazen yaşarken değil, bir şey anlatmak isterken yanar.” Bu söz, onun iç dünyasının en açık ifadesiydi. --- Son Gün Newroz’dan bir gün önceydi. Hava soğuktu ama toprağın altında bahar kendini hazırlıyordu. Rehşan o gün uzun süre kimseyle konuşmadı. Sanki içinde bir karar çoktan verilmişti. Ama bu bir anlık öfke değildi… uzun bir birikimin sonucuydu.
6 Şubat Depremi..
Meğer ne çok canı yanarmış insanın, Baktığı yerde göremeyince, görmek istediğini. Cemal Süreyya #UnutmakMıAsla #6şubatdepremi #DepremiUnutmaUnutturma
Yüreğimdeki fırtınayı kimse bilmedi. Çünkü ben acıyı bağırarak değil, susarak yaşadım. Herkes beni taş sandı; oysa ben en çok içimden kırıldım. Sokakların dilini öğrendim erken yaşta, adaletin saraylarda değil, dizlerimdeki yaralarda saklı olduğunu da. Bir memleket sevdim; bana hiç merhamet göstermedi. İnsanları sevdim; çoğu sırtını döndü. Ama yine de kin tutmadım, çünkü kin zayıfların yüküdür; ben öfkeyi ekmeğim gibi bölüştüm, direnci cebimde taşıdım. Beni yanlış anladılar. Asi dediler, suçlu dediler, tehlikeli dediler. Hiçbiri şunu sormadı: “Bu adam neye karşı bu kadar öfkeli?” Çünkü sorarlarsa, cevapta kendilerini göreceklerdi. Benim kavgam koltukla olmadı hiç, benim kavgam aç çocuklarla, eğik başlarla, suskun analarla başladı. Bir çocuğun gözünde büyüyen korku, bir işçinin avucundaki nasır benden daha çok konuştu bu ülkede. Yalnız kaldım. Kalabalıkların ortasında bile yalnız kaldım. Ama yalnızlık bana ihanet etmedi; beni eğmedi, bükmedi, satmadı. Ben de onu terk etmedim. Yüreğimdeki fırtına dinmedi, ama ben liman aramadım. Çünkü bazı insanlar sığınmak için değil, dalga olmak için doğar. Ve şunu öğrendim: Bu memlekette doğruyu söylemenin bedeli ağırdır, ama susmanın bedeli daha ağır.